|
ZEMZEM SUYU
Medine'ye geldiğimizde Mescid-i
Nebevi 'de bidonlar içerisinde ziyaretçilere sunulan zemzemi ilk gördüğümde
çekinerek içmiştim. Biter de diğer ziyaretçilere kalmaz diye... Ancak bidonların
sürekli yenilendiğini görünce ileri ki günlerde içebildiğim kadar içmeye
başladım. İçiyorsunuz içiyorsunuz yine de içmeye doyamıyorsunuz. Tam doydum
dediğinizde bir bardak daha içesiniz geliyor. Allah azze ve cellenin bu en
kıymetli rızkı diğer sular gibi sizi kandırmıyor. Vücudunuz aldıkça alıyorsunuz.
Berrak, tertemiz bir su... Bidonların yanında dizili plastik bardaklar onca
içene rağmen tükenmiyor. Sürekli görevliler yeniliyor.
Aynı düzen Mekke'de de mevcut.
Buradan farkı Mekke'de çeşmelerden bile zemzem akıyor.
Abdest alın , banyo yapın , kana
kana için.. Zemzem tükenmeyen bir nimet.
Zemzem duası
Zemzemden içerken şöyle dua
edilir: Resulüllah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: [Zemzem suyundan içen şifa bulur.]
[Allahım! Senden faydalı ilim,
bol rızk ve her türlü dert için şifa niyaz ediyorum. (Allahumme innî es’eluke
ılmen nâfia ve rızgan vâsia ve şifâen min kulli dâe.)]
[Allahım! Beni, azap görmeden ve hesaba çekmeden Cennetine koy ve Firdevs
Cennetinde Peygamberin ve efendimiz Muhammed (s.a.v)’e arkadaş kılmakla
rızıklandır. (Allahumme edhılnî el-cennete biğayri azâbin velâ hısâbin ve
erzıknî murâfigati nebiyyike ve seyyidinâ Muhammed sallallahu aleyhi ve selleme
fi’l-firdevsi’l-a’lâ.)]
Zemzem'in özellikleri
Zemzem Cennet pinarlarindandir
Cenab-i Hakkin Ibrahim (a.s.)´a ikram ettigi bir nimettir
Harem-i Serif´deki Ayat-i Beyyinat´dandir
Hacilarin musáhede ettikleri en büyük nimet ve menfaatlerdendir
Yeryüzündeki en hayirli sudur
Cibríl-i Emin vasitasiyla zihir etmistir
Yeryüzünde en mukaddes topraktan kaynayan sudur
Peygamber Efendimiz (s.a.s.)´in kalb-i serifin´in defalarca yikandigi sudur
Rasúlüllah Efendimizin mübárek tükürügü ile bereketlenen sudur
Açları doyuran sudur. Dünya devam ettiği müddetçe bu vasfı devam edecektir
Her derde devadır
Hususîyle humma (sıtma)ya şifadır
Bas ağrısı giderir. Gözün görmesini ziyadeleştirir
Ne niyetle içilirse ona devadır
Ona bakmak ibadettir
Ondan içmek günahlara kefarettir
Kaburgalarını gerdirinceye kadar içmek iman alameti ve nifaktan kurtulmaktır
Misafirlere ikram edilecek en güzel hediyedir
Mekke-i Mükerreme´den diğer beldelere taşınması sünnettir
Ebrar´in içeceğidir
İçilmesi sünnettir
Misafire önce ikram edilir.
Onunla abdest almak sünnettir
Küçük çocukların ağzına vermek sünnettir
İçmekte büyük sevap vardır
Ne kadar içilir ve ne kadar taşınırsa bitmez
Bedene kuvvet verir
Zemzem Suyunun Esrarı
1-) Avrupa`da laboratuarlarda yapılan araştırmaya göre Zemzem suyu diğer
sulara göre çok daha az kükürt taşımaktadır.
2-) Yine ayni araştırmaya göre diğer sulara göre çok daha besleyicidir ve
çok daha fazla mineral barındırmaktadır.
3-) Kaynağı henüz bulunamamıştır. Nereden geldiği su anki teknolojiye göre
bile bilinemiyor. Yakınlarında hiçbir kuyu yok ve denize de 80 km uzaklıkta.
Bu şartlarda suyunu denizden veya başka bir kuyudan alması imkansız. Nasıl
oluyor da yıllardır suyu bitmiyor, bunu kimse bilmiyor.
4-) Açlığını gidermek için içen kişinin açlığını, susuzluğunu gidermek için
içenin susuzluğunu giderir.
5-) Sadece 1,5 metre derinliğindeki ufacık bir kuyudan çıkan su, hac mevsimi
boyunca milyonlarca hacının tüm su ihtiyacını karşılamaktadır ve hiçbir
zaman ne azalma ne de kuruma göstermemektedir.
6-) Dünya Sağlık Örgütü (WHO)`nün raporlarına göre Dünya`da ki en içilebilir
ve sağlıklı sulardan biri.
7-) Amerika`da yapılan test sonuçlarına göre Dünya`da içinde mikroorganizma
ve bakteri bulundurmayan TEK SU zemzem suyu.
ZEMZEM SUYU TARİHİ
Mekke
ve çevresinin idaresi İsmail Aleyhisselam'ın vefatı ile oğlu Sabit'e kaldı.
Sabit'in ölümünden sonra halk arasında bölünmeler meydana geldi. Mücadeleler
Cühümiler kabilesinin üstünlüğü ile bitti. Ancak bir zaman sonra iktidara
sorumluları, adaleti ve tarafsızlığı terk ederek zulme sapmıştı. Milletin malını
bile elinden almaya kalkışan Cürhümilerden dolayı gün geldi şikayet ve feryatlar
ayyuka çıkmaya başladı. Haksızlıklar dayanılmaz ölçülere varınca; İsmail
Peygamber nesli, tekrar derlenip toparlandı ve yapılan bir savaşta Cürhümileri
mağlup etti. Yenik taraf, aman dileyince eşyalarını alıp asıl vatanları olan
Yemen'e gitmelerine izin verildi... Ancak iş başında iken zulüm yapan ve bu
yüzden beddua alan bu kabile mensupları, az bir zaman sonra bulaşıcı bir
hastalığa yakalanarak teker teker ölüp gittiler.
Cürhümiler, aman dileyip beldeyi İsmail Peygamber soyuna teslim etmeden hemen
önce ve son an ve son dakikada huyları icabı bir kötülük işlediler. Yabancı
devletlerden birinin hediye ettiği altın bir ceylan heykeli ve kılıç, kalkan,
gürz, zırh... gibi Kabe hazinesine mahsus kıymetli eşya namına ne var ne yoksa
hepsini zemzem kuyusuna doldurdular ve ağzını taş toprakla kapatarak yerini
belirsiz hale getirdiler. Herhalde dönüp Mekke'yi geri alacaklarını düşünüyor ve
bu sebeple hazinenin ele geçmemesi için böyle hareket ediyorlardı.
İsmail
Aleyhisselam evladı, nihayet Mekke ve civarında hükümran oldu ama hafızalardan
silinen billur sulu zemzem kuyusu kaybolup gitti. Mekke ve Kabe, asıl
sahiplerine dönmüştü.. Şifa pınarı zemzem ise kim bilir kaç yıl gözlerden saklı,
besmeleli mümin ağızlara hasret, için için kaynayıp duracaktı?
Cürhümilerin yığdığı taş, toprak senelerin geçmesi ile katmerleşti ve altta
kalan ilahi armağanı gözlerden büsmütün sakladı. Bu şartlarda canlara can katan
zemzemin yerini bulmak mümkün değildi... yalnız bu imkansız zannedilen aklın
çerçevlediği sebep-sonuç münasebetine göre. Ya aklı aşan sebepler, aklın
kavuşamadığı bölge?.. Allah, isterse hangi imkansız gerçekleşmez ki?
Zaman
bir müjdeye, toprak, sökmesi yakın bahtlı şafağa hazırlanıyordu... Mekan, ilahi
fermanla, gelmekte olan "Adı güzel kendi güzel Muhammed" aleyhisselam için
yeniden donatılıyordu...
-Ey
Abdülmuttalip, kalk ve zemzem kuyusunun üzerinde taş toprak ne varsa kaldır!..
Peygamberimizin dedesi Abdülmuttalib, Kabe'ye komşu olan evinde uyurken bu hitap
üzerine yatağından korku ile doğruldu. Bir müddet gördüğü rüyanın ne manaya
geldiğini sökmeye çalıştı; fakat bir şey anlamadan yeniden uyudu. Ancak rüyadaki
ses, emri tekrarladı. Yine uykudan sıçradı. Zihninde izaha kavuşturulmayan
sorular birbirini takip ediyordu.. Buna rağmen uyumaktan başka çaresi yoktu.
Ses, emri üçüncü defa verince gördüklerini yorumlatmak için kalkıp Kureyş'in
tanınmış tabircilerine gitti ve olanları anlattı. Bu kişiler:
-Rüya
rahmani ise yine görürsün, dediler.
Aradan
bir iki gün geçtiği halde Abdülmuttalib, o garip rüyayı bir daha göremedi.
Bundan dolayı merak ve üzüntüsü günden güne artıyordu:
—Acaba
rüya rahmani miydi, değil miydi?
Zihnini günlerce bu soru meşgul etti. Nihayet bir gün rüyayı gördüğü odada
uykudan önce ellerini kaldırarak:
-Ey
merhametli Allahım! Bu rüyanın sırrını neler yapmam gerektiğini bana bildirmeni
diliyorum, diyerek can evinden yalvardı ve az sonra uyuya kaldı.
Abdülmuttalib'in isteği, bütün zamanların ve bütün mekânların en üstünün
hürmetine kabul olmuştu. İşte aynı ses...
-Ey
Abdülmuttalib kalk ve zemzem kuyusunu ortaya çıkar!
Abdülmuttalib:
-Zemzem suyu nedir?
-Cebrail'in ayağını vurduğu yerden çıkmıştır. Peygambere ait bir mucizedir.
Dünyanın dört tarafından gelecek hacılara yetecek kadar bereketlidir. Zemzem'den
içen susuzlar kanar, açlar doyar,hastalar iyileşir.
Kuyunun yerini bulmam için bir iz, işaret var mı?
-Mescid-i
Haram'a yakın iki put vardı. Kafirler, bu putlar uğruna hayvan kestiklerinde
işkembesini çukurca bir yere dökerler. Sen orada iken kırmızı gagalı bir karga
gelecek ve işkembe artıklarını yemek için toprağı gagalayacaktır. Az sonra
gagalanan yerin altından bir de karınca yuvası çıktığını göreceksin... İşte
orası zemzem kuyusunun ağzıdır.
Sabah
olduğunda Abdülmuttalib, doğruca putların bulunduğu yere gitti. Biraz sonra puta
tapanlar gelip tanrıları için kurban kestiler ve işkembe ve barsakları rüyada
tarif edilen yere attılar. Derken kırmızı gagalı karga göründü ve yeri
gagalamaya başladı; az sonra karınca yuvası da ortaya çıktı. Her şey aynen
rüyadaki gibi gerçekleşmişti. O halde olanlar hayırlı ve rüya doğru idi.
Oradakiler uzaklaşınca sevgili Peygamberimizin sevgili dedesi, rüyada söylenen
yeri kazmaya başladı.
Kazı
işi biraz ilerlemişti ki haberi alan Kureyşli müşrikler oraya koştu:
-Biz,
taptığımız putların yanına kuyu kazdırmayız! diyerek Abdülmuttalib'e mani olmak
istiyorlardı. Bir sürü münkir içinde kalan Abdülmuttalib, yaptığı işin
büyüklüğünü anlatmaya çalışıyordu:
-Bu,
öyle her hangi bir kuyu değildir. Bu, ilahi kıymet taşıyan suya "Zemzem" denir.
İsmail Peygamberin yadigârıdır.
Putperestler, fena diş biliyorlardı. Ne var ki kaba kuvvet gösterileri sökmedi;
Kureyş'in bu soylu insanını bir adım şöyle dursun, bir ayak boyu bile
geriletemediler. Bunun üzerine kuyuya ortak olmak istediler; bu telifleri de
reddedildi.
-Öyle
ise, dediler, ünü bütün ülkeleri tutmuş aklı ve ilmi hepimizce kabul edilen Şam
kahinine gidelim; ihtilafımızı anlatalım, vereceği karara her iki taraf da
uysun!
Abdülmuttalib, bu hal tarzına "Peki" dedi. Bunun üzerine her kabileden bir
temsilci ve Peygamber efendimizin dedesi develere binerek Şam yoluna düştüler...
Mevsim yaz, hava sıcak. Güneş, kavurdukça kavuruyor. Çöller, avını yutmaya hazır
alev dilli ejderha.
Şam
yolcuları bu manzara kum denizlerini aşmaya çalışıyor. Ne var ki geride kalan
mesafelerle beraber su ve her türlü serinletici nesne tükenmiştir. Nihayet
Nihayet öfkeli çöller bu cüretli yolcuları teslim aldı.
Dermansız kalan dizler çözüldü ve oldukları yere külçe gibi yığıldılar.
Saniyeler, saat gibi uzun ve geçmeyen cinsten. Sadece dudaklar değil, belki
diller de yol yol çatlamış. Kimsede suya dair bir ümit yok. Olması da mümkün
değil.
Ancak
bu halde ne vakte kadar beklenecektir? Abdülmuttalib:
-Böyle
durmakla elimize hiç bir şey geçmez! Az daha gidelim. Rabbimden ümitli olalım;
olur ki su buluruz, dedi.
Çökmüş
olan develere nerede ise sürünerek bindiler. Hayvanların sırtında bile zor
duruyorlardı. Henüz hareket etmişlerdi ki, o şanslı dedenin devesinin ayağı bir
taşa takıldı ve yerinden söküp attı... Tablo inanılacak gibi değildi. Devenin
çıkardığı taşın yuvasından tatlı ve serin bir su akıyordu.
Sudan
kana kana içip kaplarını doldurdular ve ölümün eşiğinden yeniden hayata
döndüler. Bir farkla ki kabile temsilcileri sadece hayata dönmemiş, ezik ve
mahcup olarak Şam yolunda da geri dönmüşlerdi.
Bu
inanılmaz vak'ayı hep birlikte yaşayan yol arkadaşları Abdülmuttalib'e:
-Ey
Abdülmuttalib, o kuyuyu kazmak senin hakkındır. Bunu geç de olsa anladık Kimse
mani olamaz. Dönelim herkes işine baksın! Demek zorunda kaldılar ve hep beraber
Mekke'ye geldiler.
Abdülmuttalib, kuyuyu kazmaya, kaldığı yerden devam etti. Zemzem kuyusunu tekrar
ortaya çıkarma işinde yalnız oğlu Haris'ten yardım görüyordu. Bu sebeple Cenab-ı
Hak'tan Haris'ten başka kendisine on oğul daha vermesini diledi:
......
Abdülmuttalib'in bu duası kabul olmuş erkek evlat sayısı zamanla onbiri
bulmuştu.
Oğulları ile beraber kuyuyu kazan Abdülmuttalib, yıllar sonra zemzem suyunu ve
Cürhümilerin kuyuya doldurduğu hazineyi buldu. Kureyşliler bu defa da:
-Kuyu,
dedelerimizin mirası; içinden çıkanlar bizimdir, diye direttiler.
Abdülmuttalib:
-Siz
bu kuyuyu kazarken bana yardım etmeyip bilakis zorluk çıkardınız. Şimdi hangi
hakla mirasçılık iddia ediyorsunuz? diyerek onları azarladı ve ilave etti,
bununla beraber, "Kur'a çekelim, hangi mal kime çakırsa onun olsun" dedi.
Kılıç,
kalkan gibi savaş malzemelerini bir tarafa, altın ceylanı bir tarafa ayırdılar
ve Kabe-i Şerif, Kureyşliler ve Abdülmuttalib adına kur'a çektiler.
Altın
Ceylan Kabe'ye, harp aletleri Abdülmuttalib'e çıktı. Kureyşlilere bir şey isabet
etmedi.
Altın
ceylanı Kabe kapısına astılar; uzun yıllar, kapıda asılı kaldıktan sonra bir
gece Ebu Leheb sarhoş iki arkadaşıyla gelip heykeli çaldı ve götürüp sattı.
Zemzem
kuyusunu bulmak Abdülmuttalib'in şan ve şerefini daha da yükselmişti.
Zaman,
ırmaklar misali büyük müjdeye doğru akıyordu.
Tabii bu olay Zemzem'in ikinci
kez ortaya çıkarılışının hikâyesiydi. Ancak Allah azze ve celle o mübarek suyu
Hz. İsmail'in topuğunda tüm insanlara sunmuştu.
Hz. İbrahim, Kur’an-ı Kerim’de
ismi geçen peygamberlerden biridir. Nemrut tarafından ateşe atıldı fakat ateş
onu yakmadı. Bu olaydan sonra İbrahim, memleketi olan Urfa’dan ayrılıp Şam’a,
sonra da Mısır’a geldi. Mısır kralı, İbrahim’in çok güzel olan eşi Sare’ye sahip
olmak istedi. Sare’nin Allah’a yalvarması neticesinde kral titremeye başladı.
Başına bir hal geleceğinden korktu. Sare’yi İbrahim’e geri gönderdi ve kendisine
Hacer isimli cariyeyi de hediye etti. Sare de Hacer’i İbrahim’e bağışladı.
Buhari’nin Abdullah b. Abbas’tan rivayet ettiği uzun bir hadis-i şerifin devamı
şöyledir.
“...
İbrahim, Hacer ile evlenip İsmail doğduktan sonra emzirmekte olduğu bu oğlu ile
birlikte Mekke’ye geldi. Hacer ile İsmail’i, Mescid-i Haram’ın bugün bulunduğu
yerin yukarısındaki büyük bir ağacın yanına bıraktı. O tarihte Mekke’de hiç bir
kimse yoktu. Hatta içecek su bile yoktu. İşte İbrahim, Hacer ve oğlunu buraya
bıraktı. Sonra İbrahim, Şam’a gitmek üzere oradan ayrıldı. Ayrıldığı sırada
İsmail’in annesi Hacer, peşine takılıp ona şöyle diyordu:
--- Ey
İbrahim, bizi bu vadide bırakıpta nereye gidiyorsun ? Öyle bir vadi ki ne görüp
görüşecek bir insan var, ne de hayat eseri başka bir şey var.
Hacer
bu sözleri ne kadar tekrar ettiyse de İbrahim dönüp ona bakmadı. Nihayet Hacer
ona: Bizi burada bırakmanı Allah mı emretti ? diye sordu. İbrahim de: Evet
Allah emretti, diye cevap verdi. Bunun üzerine Hacer: Öyle ise Allah bizi
unutmaz, O bizi korur dedi.
Artık
İsmail’in annesi oğlunu emziriyor ve kendisi de kırbadaki sudan içiyordu.
Nihayet kırbadaki su bitince hem Hacer hem de çocuğu susadı. Hacer, çocuğun
susuzluktan toprak üzerinde sızlanarak yuvarlandığına bakmaya başladı. Fakat
çocuğun bu elim haline bakmaktan fenalaşarak onun yanından kalkıp biraz öteye
gitti. O mıntıkada Kabe’ye en yakın tepe olarak Safa tepesini buldu ve onun
üstüne çıktı. Sonra vadiye karşı durup kimseyi görebilir miyim diye bakmaya
başladı. Bu defa Safa tepesinden indi. Vadiye inince ( ayağına dolaşmasın diye )
entarisinin eteğini topladı. Sonra müşkil bir işle karşılaşan bir insan azmiyle
koştu, vadiyi geçti. Sonra Merve tepesine çıktı.
Orada
da biraz durdu ve kimseyi görebilir miyim diye baktı. Fakat hiç kimseyi
göremedi. Hacer, bu suretle ( Safa ile Merve arasında ) yedi sefer gitti, geldi.
Hacer,
son defa Merve üzerine çıktığında bir ses işitti ve kendi kendine ‘Sus, iyice
dinle’ dedi. Sonra dikkatle dinledi. Bu sesi evvelki gibi bir daha işitti. Bunun
üzerine Hacer: Ey ses sahibi, sesini duyurdun. Eğer sen bize yardım edebilecek
güce sahipsen, bize yardım et, dedi.
Hacer
böyle der demez, hemen ZEMZEM kuyusunun yerinde bir melek göründü. O melek,
ayağının topuğu ile yahut kanadıyla yeri kazıyordu. Nihayet su göründü. Hacer,
su başka tarafa akmasın diye suyu eliyle çevirdi, havuz gibi yaptı. Hacer hem
eliyle böyle yapıyor, hem de kırbasını doldurmaya devam ediyordu. Su ise yerinde
kaynıyordu.
Abdullah b. Abbas bu arada şöyle dedi: “ Resulullah (S.A.V.), Allah, İsmail’in
annesi Hacer’e rahmet etsin. O, zemzemi kendi haline bıraksaydı, suyu
avuçlamasaydı, muhakkak ZEMZEM akar ve bir ırmak olurdu, buyurdu. “
Hacer,
bu sudan içti ve çocuğunu emzirdi. Melek Hacer’e: Helak oluruz, kayboluruz diye
korkmayın. İşte şurası Allah’ın evidir, o evi şu çocukla babası yapacaktır.
Muhakkak ki Allah, o işin ehlini zayi etmez, dedi.
Mekke
şehrinin idaresini İsmail’den sonra oğlu Nabit, ondan sonra da Cürhüm Kabilesi
devam ettirdi. İşte bu sırada Yemen’den kuzeye doğru güç eden EZD kabilesinin
bir kolu olan HUZAA Kabilesi Harem bölgesinde kalmak için Cürhüm Kabilesinden
izin istedi. Cürhüm Kabilesi onlara izin vermeyince aralarında başlayan savaş
Huzaa Kabilesiın kesin zaferiyle neticelendi. Bunun üzerine Cürhüm Kabilesi
Mekke’yi terk etmek zorunda kaldı. Şehirden ayrılırken de ZEMZEM kuyusunu
kapattılar. Kuyunun en dibine altından yapılmış iki ceylan heykeli, bir takım
silahlar, kılıçlar, zırhlar koyarak; sonra da çakıl, kum ve taşlarla kuyuyu
doldurup yerini belli olmaz hale getirdiler. Bu şekilde kapatılan ZEMZEM kuyusu,
Abdülmuttalib’in onu bulup ortaya çıkarmasına kadar kapalı kaldı. Kimse onun
yerini bulamadı.
Hz.
Peygamberin dedesi Abdülmuttalib, gördüğü bir rüya üzerine, oğlu Haris ile
birlikte, rüyada kendisine gösterilen yeri kazarak ZEMZEM’i buldu. ZEMZEM’in
bulunması ile Haşimoğulları kendilerine ait olan “hacılara su dağıtma “ işini
daha kolaylıkla yerine getirdiler. “
Zemzem her yıl 5 milyon hacıya yetecek
kapasitede
Hz. İbrahim zamanından beri Kâbe’nin yanı başından yeryüzüne
çıkan zemzemin miktarında hacı sayısı 5 milyona ulaşıncaya kadar
herhangi bir sıkıntı yaşanması beklenmiyor.
İki yıla yakın Suudi Arabistan Petrol
Bakanlığı Zemzem Araştırma ve Geliştirme Enstitüsü başkanlığını
yapan İstanbul Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zekai
Şen, zemzemin bir yıllık kullanım miktarının 800 bin metreküp
olduğunu belirterek, “Zemzem sadece içme suyu olarak kullanılıyor.
Hac döneminde hacı sayısı beş milyona çıkana kadar hiçbir sorun
yaşanmasını beklemiyorum.” diyor.
Zemzem, 4 bin yıllık
geçmişi ile dünyanın en önemli kutsal sularından. Hac görevini
yerine getirenler ve umre ziyaretinde bulunanların dönüşte ‘Hoş
geldiniz’ ziyareti için gelenlere bir yudumluk fincanlarda verilen
zemzem, yine kendine has bir hürmetle ayağa kalkılıp kıbleye
dönülerek büyük bir saygı içerisinde içilir. Özellikle İslam dünyası
için bu kadar önemli olan bir suyu korumakla görevli enstitüde iki
yıl başkanlık yapan ve şu an İTÜ’deki görevine geri dönen Prof. Dr.
Zekai Şen, yaptığı çalışmalarla kendisinden önce görevde bulunan
Fransız ve Amerikalı araştırmacıların zemzem suyunun “kötü ve
kalitesiz” olduğu tezini çürütmüş.
Zemzem kuyusu, Mescid-i
Harâm içinde Kâbe’nin Hacer-i Esved taşının bulunduğu köşesinden on
dört buçuk metre uzakta, yeraltında bir odada bulunuyor. Su
kaynağına Harem-i Şerif çevresindeki binalardan, otellerden hiçbir
şeyin sızmaması için önlemler alınıyor. Son 35 yılda değişik
çalışmalar yapılmış. Bu çalışmaların daha çok Batı kaynaklı ve
onların onayıyla yapıldığını söyleyen Prof. Dr. Şen, “Ben müsteşar
olunca, zemzem suyu hakkında geçmiş bütün raporları gözden geçirdim.
Birtakım bilimsel yanlışlıklar olduğunu gördüm ve tartıştım.” diyor.
Zemzem ile ilgili aslı astarı olmayan raporlar hazırlandığını dile
getiren Prof. Şen “Biz de tahlil ettik. Ancak kalitesi oldukça iyi.
Batılılar yanlış hesaplamış. Temel hatalardan bir tanesi; zemzem
kuyusuna gelen suların bilimsel modellenmesi tamamen yanlış. Biz
bunu dünya terminolojisinde olmayan bir yöntemle modelledik. Bir
bilim adamı olarak iddia ediyorum ki, zemzem, çıkış noktası ve
yapısıyla bir mucize.” şeklinde konuşuyor.
Zemzemin dünyanın
her yanına rahatlıkla giden tek su olduğuna dikkat çeken Prof. Dr.
Şen şu tespitleri yapıyor. “Hacılar her yere götürüyor ve bu kadar
açık analiz edilebilir bir su kimliğinde. Kalitesini inceledim.
80’lerden itibaren kalitesinde iyileşme var. Çünkü gün geçtikçe
koruma altına alınmış bir su. Bir kere çok zengin bir su. Jeolojik
olarak üç tabakası var. Üst tarafta bir sedimentasyon denilen daha
ziyade çökelek tabaka var. Onun altında esas suyun geldiği çaprazlı
bir tabaka var. Su üç yerden geliyor. Biri Kâbe’nin Hacerü’l Esved
taşının hizasından geliyor ve miktarı da en bol olan damar. Diğeri
Sefa Tepesi yönünden gelen Mazo Tepesi’nden gelen, üç kaynaklı
suların karışımından oluşuyor zemzem suyu. Sadece Kâbe’deki kuyunun
suyu zemzem olarak isimlendiriliyor ve kullanılıyor. Aynı yerde
30-40 metre yakınındaki kuyunun suyu tamamen farklı ve zemzem olarak
isimlendirilmediği gibi içilmesi de mümkün değil.”
Zemzemin
taşıdığı kimyasal muhtevasında da özellikler bulunduğunu anlatan
Prof. Dr. Şen, zemzemin kimyasal bileşenleri bakımından kendisine
özgü bir yapısı bulunduğunu belirtiyor. “Yaptığım çalışmalarda çok
karakteristik bir su olduğunu gördüm.” diyen Şen, zemzemin
karakteristik özelliğini şöyle anlatıyor: “Zemzemi bilimsel olarak
araştırmak bize kısmet oldu. Yaptığımız çalışmalarda zemzemin
kendine özgü karakteristik bir özelliğinin olduğunu tespit ettik.
İçinde kalsiyum, magnezyum, sodyum, potasyum, klor, sülfat,
bikarbonat, karbonat, çok doğal olan bileşenler var. Zemzem kuyusuna
en yakın olan 30-40 metre mesafedeki kuyularda da aynı yöntemi
uyguladığınızda görüyorsunuz ki zemzem suyu bambaşka bir özelliğe
sahip. Kuyuların suyu sürekli izlenerek zemzem kuyusunu kirletecek
etkenler inceleniyor. Bu kuyulardan sürekli numuneler alınıyor.
Kirlenmelere müdahale ediliyor.”
Para ile satılmıyor
Suud devleti tarafından zemzem suyunun para ile satılmasına
yasaklama getirilmiş. Bu nedenle zemzemin satılmasının mümkün
olmadığını kaydeden Şen, “İstanbul’da dahi zemzem satıldığını
söyleyenler oldu. Böyle bir şey olamaz. Kimse inanmasın. Suyun
Arabistan’da satılması yasak. Cidde Havaalanı’nda çok kontrollü bir
şekilde satılıyor. O da turistik olarak ve çok sınırlı miktarlarda.”
açıklamasında bulunuyor.
OKUMA
PARÇASI :
Zemzem
suyu, imanını artırdı
Mekke'de zemzem suyu
hakkında araştırmalar yapan Prof. Zekai Şen, ''Bilimin açıklayamadığı çok
şey var. Arabistan'ın en kurak vadisinde bu bollukta çıkması mucize''
diyor.
(Gülizar Baki / Zaman)
Manevî sularda
kimyevî araştırmalar
Su, başlı başına azizdir. Bir de ‘zemzem’ gibi özel bir su olursa,
azizliği kat kat artar. Müslümanlar için kutsal olan zemzem kuyusunun
yaklaşık 4 bin yıllık bir geçmişi var. Her yıl hacı olmaya gelen
milyonlarca Müslüman’ın ülkelerine taşıdığı milyonlarca metreküp zemzem
suyunun ne özelliği var da bu kadar önemli? Kutsal olmasının sebebi ne?
Bilimsel olarak incelendiğinde zemzem kuyusu ve suyu hakkında ne gibi
bilgilere ulaşıldı? Suudi Arabistan’da 35 yıl önce kurulan Zemzem
Araştırmaları Enstitüsü’nün başında şu anda bir Türk profesör bulunuyor.
Prof. Dr. Zekeriya Şen’le zemzem kuyusu ve suyu hakkında görüştük.
Bilim adamlarını hayrete düşürüyor
Peki kutsal sayılan zemzem kuyusu ve
suyunun özellikleri ne? Bilim zemzem suyu ve kuyusu için ne diyor? Zemzem
kuyusu hakkında bilimsel araştırmalar yapması için 35 yıl önce bir enstitü
kuruldu. Bu süre zarfında kuyunun ve suyun özelliklerini araştıran
enstitü, Müslüman olmayan bilim adamları tarafından yönetilmiş. Ama Mescid-i
Harâm’a Müslüman olmayanların girmesi yasak olduğu için görmedikleri
kuyudan gelen suya yabancılar su hakkında polemik üretmişler. Ancak son
iki yıldır dünyanın sayılı yeraltı suları uzmanlarından birisi olan Prof.
Dr. Zekai Şen, Zemzem Araştırmaları ve Geliştirmeleri Enstitüsü’nün
yöneticiliğini yapıyor. Şen, 500 kişilik bir ekiple, ilk tarihinden bu
güne zemzem kuyusu ve suyunun kalitesi ve özelliklerini araştırıyor.
Enstitüdeki görevine Kur’an’a el basıp, stratejik bilgileri ve
araştırmaların detaylarını anlatmamak üzerine yemin ederek başlayan Şen,
“İmanlı bir insandım. Zemzem kuyusu hakkında araştırmalar yaptıkça imanım
daha da arttı. Zira bilimin açıklayamadığı çok fazla şey var. Bilimin
açıklayamadığı noktada iman devreye giriyor.” diyor.
Dünyanın en kurak bölgelerinden birisi
olan Arap Yarımadası’nın da en kurak vadisinde bu kalitede ve bollukta bir
suyun 1,5 metre çapındaki bir kuyudan çıkmasının mucizevi bir olay
olduğunu dile getiren Şen, zaman zaman içindeki mineral oranları değişse
ve debisi kısmen azalsa da zemzem kuyusunun yüzyıllardır su vermeye devam
ettiğini söylüyor. Çok büyük motorlarla hac dönemlerinde yılda bir milyon
metreküpten fazla su çekilmesine rağmen suyun bitmediğine ve çok fazla
azalmadığına dikkat çeken Şen, zemzem kuyusunun kaynağı hakkında bilgi
toplamaya çalıştıklarını anlatıyor. Üç ana hattan zemzem kuyusuna su
geldiğini tahmin ettiklerini; ama tam olarak kaynağının neresi olduğunu
bilemediklerini açıklayan Şen, suyun kaynağı hakkında yaptıkları
araştırmada yüksekliği iki bin metreyi bulan Taif’e kadar gittiklerini, bu
dağın her gün yağmur aldığını ve kuyunun kaynaklarından birisinin burası
olabileceğini tahmin ettiklerini söylüyor.
Dünyada çok az sayıda bilim adamının
yeraltı suları hakkında Şen kadar bilgisi ve birikimi var. Şen aynı
zamanda Türk Su Vakfı’nın da başkanlığını yapıyor, su ve yeraltı suları
hakkında uluslararası birliklerin yönetim kadrosunda bulunuyor. Bunun
yanında dünyada bulunan yeraltı kuyularını inceleme yetkisine sahip çok az
bilim adamından birisi. Bu kadar yetkin bir birikime sahip olan Şen,
zemzem kuyusunun şeklinin kendisini çok şaşırttığını belirtiyor. Hiçbir
kuyuda böyle bir şekille karşılaşmadığını, kabaca huniye benzeyen Zemzem
kuyusunun bu şeklinin bile bir hikmeti olduğunu anlatıyor. Çünkü bu şekli
suyun debisini düzenliyor. Artık büyük bir metropol olan Mekke’deki
kanalizasyon ve su şebekesinin zemzem kuyusunu etkilememesi için devletin
özel tedbirler aldığına değinen Şen, kuyunun 25-50 yıl sonrasına dair
tahminler yapıldığını ve şimdiden buna göre planlar hazırlandığını
aktarıyor.
Zemzem binlerce yıllık bir mucize
1,5 metre genişliğinde olan
Zemzem kuyusundan binlerce yıldır milyonlarca metreküp su çekiliyor,
kaynağının ise hala tam olarak bilinmemesi mucize olarak
değerlendiriliyor. Zemzem kuyusunun yakınlarında irili ufaklı (birisinin
adı Davut) birçok kuyu var. Ama bölgenin jeolojik yapısı gereği bu sular
ya çok aşırı mineralli ya da tuzlu. Hiçbiri zemzem kadar mineral oranı
dengeli ve kaliteli değil. Prof. Dr. Zekai Şen’e göre bu kuyular birbirine
bu kadar yakın olmasına rağmen, hiçbirinin zemzemin normal değerlerine
yaklaşamamasının bile bir mucize. Zemzem suyunun son yıllarda artan hacı
sayısı sebebiyle bitme tehlikesi geçirdiğine dair söylentiler çıkmasına
ise Şen, “Uzun süreyi kapsayan bilimsel öngörülerimize göre bitme ihtimali
yok. Tabiri caizse kuyu derya gibi.
Daha kaynağını bile tam bilmiyoruz; ama
çok iyi miktarda su gelmeye de vam ediyor. Ne kadar çekiyorsak kuyu o
kadar su veriyor.” diyor
10 Nisan 2005 08:10
zaman gazetesi |