|
ŞEYTANI YA DA NEFSİ TAŞLAMAK
“Lebbeyk Allahümme lebbeyk” nidaları
Mina'da çadırlar arasında yankılanırken çevremizde bulunan binlerce Hacı,
yolları adeta şenlendiriyordu.
Bir saatlik yol yürüdükten
sonra şeytan taşlama alanına gelindi. Sıcak ve yorgunluk kimsenin umurunda
değildi.
Şeytanın mevkisi Mina’dayız..
Mina ise
Müzdelife’ye çok yakın. Şeytan, otağını oldukça yüksek iki dağın arasındaki
vadiye kurmuş. Dağın arka tarafı vadiye iki tünelle bağlanıyor. Soldaki tünel o
elîm tünel kazasının olduğu yer. Bu tünel yine geliş yeri olarak kullanılıyor.
Diğeri ise gidiş. Geliş tünelinden, yolu tamamen dolduran bir insan seli Mina’ya
akıyor. Aynı şekilde şeytanın merkezine varan kilometrelerce uzunluktaki iki
cadde de yine insanlarla dolu. Viyadük şeklindeki yolun sonuna kadar yürüdükten
sonra viyadüke çıkıyor şeytana yaklaşıyoruz. Her yer insanla dolu. Büyük
Şeytan’a ulaşıp elimizde taşları isabet ettirmeğe çalışıyoruz. Bu insan
deryasında kendimizi yalnızmış gibi hissediyoruz. “Bismillahi–Allahu Ekber”,"
Allah'ın adıyla. Şeytan ve taraftarlarına rağmen Allah en büyüktür "
nidalarına herkes gibi biz de eşlik edip, hücuma geçip. Attığımız her taşı
şeytana, nefsimize, geçmiş yıllarda bizi günaha sürükleyen her şeye, fuhuşa,
faize, hırsızlığa, Allah azze ve cellenin yasak kıldığı ama irademize hâkim
olamayarak yaptığımız her kötülüğe son vermek üzere atıyoruz. Bir daha şeytan ve
taraftarlarına uymamaya bir çeşit söz veriyoruz. Elimizdeki cephaneyi yani
taşları peş peşe atıyoruz. Şeytan ürkmüş durumda. Taşları elimize alıyor ezeli
ve ebedi düşmanımıza, yani şeytana konsantre olmaya çalışıyoruz. Taşın etrafı 10
metrekarelik dibine doğru daralan oval bir kuyuya benziyor. Şeytan, hem köprünün
altında hem de üstünde taşlanabiliyor. Viyadük üzerinde 2–3 metre çapındaki
Huni benzeri çukurların içinde örülen dikilitaşa benzer yapılara hacılar 7’şer
taş atıyorlar. Baş ve işaret parmaklarıyla yukarıdan aşağıya hareketle
fırlatılan nohuttan iri, fındıktan küçük, Müzdelife veya Arafat’ta toplanmış
taşlar, bu Dikili taşa (örme taş da diyorlar) adeta yağdırılıyordu. Attığınız
taşı isabet ettiremezseniz bile bu kutunun içine düşürmek zorundasınız. Kuyu
dibe doğru daraldığı için taş iniş sırasında şeytana mutlaka değiyor. İsmail’i
kurban etmekten vazgeçirmek için son ve güçlü hamleyi yapan büyük şeytana
yöneliyoruz. Ama biz şeytanın, karşımızda duran Dikili taş olmadığını
biliyoruz. Hz. İbrahim’i oğlu Hz. İbrahim misali taşlar atarak onun bizi
aldatmasını engellemeye çalışıyoruz. Fakat onun Hz. İbrahim’den kaçtığı gibi
bizden kaçmadığını görüyor ve kendimizi zorluyoruz. Hırsımız 7 taşa birkaç taş
daha eklememize sebep olabiliyor. Sadece o an değil ömür boyu sürecek bu savaşta
galip gelmek için Allah’a dua edip, arkadan gelen kalabalığın önünü açarak dönüş
yoluna yöneliyoruz. Şeytan arkamızda kalıyor. Taşları kendimize, yani içimizde
bizi daima şerre çekmeye çalışan ben’e attığımızı anlamakta gecikmiyoruz. Nefsin
yani şeytanın, kalabalığın dağları inleten, “Bismillahi Allahü Ekber”,
nidalarından ve onu keşfetmemizden ürkmüş olmasına rağmen kaçmıyor. Taşlara
direniyor. Atıştaki isabet ve niyetteki ihlas onu iyice küçültüyor. Peygamber
Efendimiz (s.a.s.)’in Bedir dönüşü ilk kez hatırlattığı büyük cihadı yani
nefisle savaşı kazanmaya çalıştığımızı fark ediyoruz.
Ve büyük şeytan taşlandı.

Hacda şeytan taşlamanın hikmeti nedir?
Bilindiği gibi, hac mevsiminde Mina’da, Kurban Bayramının birinci,
ikinci ve üçüncü günleri Akabe Cemresi, Küçük Cemre ve Orta Cemre olmak
üzere üç şekilde şeytan taşlanır. Bu ibadet vaciptir. Burada yapılan
hareketler, haccın şeairindendir. Güzel bir hatırayı yad etmektir. Bütün
insanlığın ortak düşmanı olan şeytanı taşa tutarak lanetlemektir.
Burada temsili olarak tespit edilmiş olan üç yerde taşlama yapılır. Bu ibadet
şekli bize İbrahim Aleyhisselamdan intikal etmiştir.
Bu hususta iki rivayet var. Birisi şöyle:
Hz. İbrahim, bir imtihan olarak Allah’ın emri ile oğlu Hz. İsmail’i kurban
etmeye götürürken şeytan önlerine çıkar. Hz. İbrahim’in babalık şefkatini
istismar etmeye kalkarak, bu işten vaz geçirmeye çalışır. Fakat ters yüz edilir.
Bundan sonra Hz. İsmail’e musallat olur. Cenab-ı Hakkın emrini babasının yanlış
anladığını, annesini gözü yaşlı olarak geride bıraktığını fısıldayarak emre
boyun eğmemesini telkin eder. Şeytanın desiselerine hiç aldırış etmeyen Hz.
İsmail, onu yanından kovmakla kalmaz, arkasından da yedi tane taş atar.İşte
hacıların cemrelerde taş atmaları bu hadisenin hatırlanması ve yeniden
yaşanmasıdır.
Bu hususta İbni Abbas’ın rivayeti de şöyledir:
Hz. İbrahim hac ibadetini yapmaya geldiği zaman, Akabe Cemresi yanında şeytan
ona göründü. Bunun üzerine onu yedi adet taşla taşladı, şeytan yere battı. Sonra
Orta Cemre yanında şeytan ona tekrar göründü. Yedi taş da orada attı. Böylece
şeytan tekrar yere battı. Bir müddet sonra Küçük Cemrenin yanında yine karşısına
dikildi. Burada da yedi taş daha atınca artık şeytan iyice yere yığılıp kaldı.
Bundan sonra İbni Abbas, şöyle diyor:
“Siz ancak şeytanı taşlıyor ve ancak atanız İbrahim Aleyhisselamın yolunu
izliyorsunuz.”
Bu ibadet şekli Hz. Adem’den beri her insanın ortak düşmanı olan şeytanın
arzusuna icabet etmemek, onun vesveselerine aldırmamak, iman çemberi içinde,
şeytanı bir kere daha kahretmek, yerin dibine geçirmektir.Bu taşlama, kötü
niyetlere, şer kuvvetlere karşı bir zindelik gösterisi, her çeşit kötülükleri
yenme azminin sembolleşmesi, Rabbimizle yapılan manevi anlaşmanın icrasıdır.
Peygamber Efendimiz (a.s.m.) şöyle buyururlar:
“Beytullahın çevresinde dönmek, Safa ile Merve arasında gidip gelmek, şeytanı
taşlamak, hepsi Allah’ın şeairini (İslamın alamet ve işaretlerini) ayakta tutmak
içindir.”
Hac mevsiminde mü’minler bu çeşit ibadetleri yapmakla Rablerine olan
kulluklarını dile getiriyor, Ona kul ve muhatap olmanın zevk ve hazzını
yaşıyorlar.
Mehmet Paksu
|