HACC VE UMRE
Dünyada Tüm İnsanlara Ahiret'te iman edenlere Merhametli olan Allah'ın adıyla başlarım
ANA SAYFA 


Bismillâhirrahmânirrahim

RAVZA

Mescid-i Nebevî Medine’nin orta yerindedir. Efendimiz (s.a.) hicretten sonra ilk olarak Ebâ Eyyub el-Ensâri’nin (Eyub Sultan Hz. lerinin) evinde yedi ay misafir kalmıştır. Mescid-i Nebevî’nin arsası, sahipleri olan iki yetim kardeşten 10 altına satın alınarak inşaatına başlandı. Peygamberimiz (s.a.) bu parayı Hz. Ebu Bekir’den borç almıştı. Mescid hicretin ikinci yılında tamamlandı. 3 arşın (1 arşın yaklaşık 68 cm.dir) derinliğindeki temel tastan, 3 arşın kalınlığındaki duvar kerpiçten yapılmıştır. Bu ilk mescidin 3 kapısı olup, kıble yönü Kudus’deki Mescid-i Aksa idi. Kıble yönünü Kâbe’ye çeviren âyet nâzil olduktan sonra, Kâbe yönündeki kapı kapatılarak duvar haline getirildi. Mescidin uzunluk ve genisligi 100’er arsin idi.

Mescid inşaatının tamamlanmasından sonra Rasûlullah’in zevcelerine mahsus dokuz oda yaptırıldı. Bunlardan mihraba en yakin olanı, simdi Kabr-i Saadetin bulunduğu Hz. Aise’ninki idi. Ashabın evi olmayan fakirleri için bir gölgelik yaptırıldı. Bunlar Ehl-i suffa (sofa ehli) diye anılırdı.

Hz. Peygamber belli bir mihrab gozetmeden mescidin muhtelif noktalarinda namaz kilmistir. Ancak minber ile Hucre-i Lâtife arasinda kalan bir sütunun dibinde fazlaca namaz kilardi. Sonralari bu yerin kaybolmamasina dikkat edilmis ve buraya bir mihrâb yapilmistir.

Mescid-i Nebevî’de belirli bir minber de yoktu. Hz. Peygamber mescidin bir kosesinde ayakta durarak hutbe okurdu. Yorulmaması icin bir hurma ağacı temin ederek dayanmasını sagladılar. Peygamber Efendimiz (s.a.) hutbeyi daha sonra imâl edilen ve kendisine takdim edilen kürsüde okumaya başlayınca, önceden dayanıp hutbe okuduğu ağaç, ayrılık hasretiyle ağlayıp sızlamaya başladı. Bunu Efendimizden başka, mescide hazır bulunan ashab da duydular. Hz. Peygamber (s.a.) minberden inerek ağacın yanına gitti. Ağlayan, inleyen ağacı eliyle okşayarak susturdu. Efendimiz bu ağacı minberin altına, bir rivayete göre de sol tarafına gömdürmüştür. Bakum adli bir kölenin yaptığı ilk minber arkada dayanmaya yarayan üç sütunlu ve üç basamaklı idi. Peygamberimiz (s.a.) hutbeyi 3. basamakta okuyordu. Minber-i serif’e ilk perdeyi astıran Hz. Osman olmuştur.

Efendimiz’in dört duvarla çevrili üstü hurma dallarıyla kapatılan mescidinde bir kütüğe dayanarak hutbelerini irat buyurduğu bu alan yüzlerce değişikliğe uğramış, genişletilmiş, âdeta yeniden inşa edilerek günümüze kadar büyüyerek, yükselerek gelmiştir. Bugünkü minberin sağındaki mermerden mihrap 1551 yılında Kanuni Sultan Süleyman tarafından yaptırılmış.

Rasûlullah zamaninda Mescid-i Nebevî’nin 8 sütunu vardi.

1. Muhlike Sütunu: Bu, Hz. Peygamberin daima dibinde namaz kildigi sütunun adidir.

2. Ikinci sutun Aise validemizin adiyla anilirdi. Hz. Peygamber (s.a.) kible degistikten sonra 10 gun kadar burada namaz kildirip hutbe okumustur. Hz. Ebu Bekir ve Hz. Omer de bu sütunun yanibasinda namaz kilmayi aliskanlik haline getirmislerdi. Muhacirîn-i Kiram burada toplanip konustuklari icin, bu sutuna Muhacirîn sütunu da denmektedir.

3. Tevbe Sütunu (Ebû Lubâbe Sütunu): Hz. Peygamber kendisine karsi gelen yahudilerin Beni Kureyza kabilesine savas acmisti. Yahudiler, eski dostluklari sebebiyle Ebû Lubâbe’nin kendilerine elci gonderilmesini istediler. Ebû Lubâbe yanlarina gidince, ondan hayatta kalmalari icin kaleden cikmalarinin mi, yoksa kalip savasmalarinin mi iyi olacagini sordular. Onlara aciyan Ebû Lubâbe hisardan cikmaktan baska careleri olmadigini soylerken, eliyle bogazini isaret etmis ve ciktiklari takdirde hepsinin boyunlarinin vurulacagini imâ etmisti. Fakat bundan pismanlik duyarak kendini Mescid-i Nebevî’nin sutunlarindan birine zincirlerle bagladi. Rivâyete gore pismanlik ve izdirâb icinde 6 veya 15 gun kadar bagli kaldi. Bu teessur ve nedâmetten sonra, Rasûlullah Efendimiz Ebû Lubâbe’nin affolundugunu bildiren âyeti mujdeledi. Rasûlullah’dan baskasina zincirlerini cozdurmemeye yemin eden Ebu Lubâbe’ye sefkât gostermis ve zincirlerini cozmustur.

4. Sutun “Serir” adi ile bilinir. Buna sebeb Hz. Peygamberin bir muddet minber niyetine kullandigi hurma agacinin bu sutuna dayali olmasidir.

5. nin ismi “Muharres”dir. Hz. Ali Efendimiz bunun yaninda namaz kilar, Efendimizi (s.a.) dusman suikastindan korumak icin burada nobet tutardi. Ayni zamanda Hz. Ali’nin (r.a.) ismi ile de anilir.

6. Vufûd: Rasûlullah Arab kabilelerinin elcilerini burada kabul ettigi icin bu adi almistir. Ashabin buyukleri burada toplandiklari icin “Meclis-i Kilâde” adi ile de bilinir.

7. sütunun adi “Murabba-i Kabr”dir. Hz. Fâtima’nin odasinin yaninda idi.  Rasûlullah sabahlari buraya gelir ve yuksek sesle âyetler okuyarak kızına Hz. Hasan ve Huseyin’in namaza kaldırılmasi hususunu imâ ederdi. Simdi Hucre-i Mutahhara yani Kabr-i Serif’in bulundugu yer icinde kalmistir.

8. sutun “Teheccud sütunu: Peygamberimiz’ (s.a.)in teheccud namazlarini yaninda kildigi sütunun adi.

1481 yilinda cikan bir yanginla eski sutunlar kismen yanmis, yerlerine yenileri konarak, III. Selim’in emriyle uzerlerine isimleri yazdirilmistir. Sonradan ilâve edilenlerle birlikte sutun sayisi 327’ye ulasmistir.

Hz. Peygamber’in (s.a.) kabri serifinin bulundugu Hucre-i Saâdet ile minber arasinda kalan sahaya Ravza-i Mutahhara denir. Efendimiz bu kisim icin “cennet bahcelerinden bir bahcedir.” buyurmustur. Kezâ Minber-i Serif’in de cennetteki Kevser Havuzu uzerinde bulundugu haberi verilmistir. Rasûlullah minber uzerinde iken, “Bu an benim ayagim, Firdevs cennetlerinin zemini yuksek bahcelerinden bir bahce uzerindedir.” buyurmus, baska bir rivayette, “Ben bu saatte Kevser Havuzu’nun su icilecek yerinde duruyorum.” demistir.

Hucre-i mutahhara  (Rasûlullah Kabri) ile minber arasi 10 m. genislik, 20 m. uzunlukta olup, 200 metrekarelik mubarek bir mahaldir.

İzdihama meydan verilmemesi için parmaklıklarla ayrı bölme ve görevlilerle koruma altına alınan Rahmet Peygamberi’nin kabr–i şerifleri bu sütunların hemen solunda teşrif buyurmakta, solunda ise sırasıyla Hz. Ebubekir ve Ömer efendilerimizin yüce kabirleri yer almaktadır. Bu bölmenin kıble tarafında bulunan üç pencerede, sağdan sola sırasıyla, Ahsab Sûresi’nin 40. ayeti, Hucurat Sûresi’nin ikinci ve üçüncü ayeti yazılı olarak nakşedilmiştir. Mescid’in kıble duvarının solunda Cibril makamı yer alırken doğu cephesinde önden arkaya doğru sırasıyla Baki, Cibril ve Nisa kapıları bulunmaktadır

Ashab-ı Suffa Ne demek?

Peygamber efendimiz Hz. Muhammed(s.a.v.) tarafından Mescid-i Nebevi’nin duvarına bitişik olarak kurulmuş olan ve “suffa” adı verilen gölgelikte yaşayan, genellikle genç ve bekar insanlar grubuna verilen ad.

Bu kişiler Medine’de ailesi olmayan, ticaret, sanat, ziraat, ve başka bir mesleği olmayan sadece suffada yaşayıp İslam’ı öğrenmeye çalışan insanlardır. Vakitlerini Hz.Muhammed(s.a.v)’in çevresinde geçirir ve ondan öğrendikleri ayetleri hemen ezberlerlerdi; Kuran ve Sünnet öğrencileriydiler. Bir yere İslam’ı öğretmek için öğretmen gönderileceği zaman onların aralarından seçilirdi.

Ebu Hureyre(ra) de suffa da yetişmiş kişilerdendir.

 

İSLAMİ KONULU SİTELERİMİZ ALLAHU TEALANIN RIZASI GÖZETİLEREK YAPILMIŞTIR. FAYDALANMAK İSTEDİĞİNİZ BİLGİYİ SORMADAN ALABİLİRSİNİZ. EROLKARA SİTELERİNDEN ALDIĞINIZI BELİRTMENİZ HELALLEŞMEMİZ İÇİN YETERLİDİR
ANA SAYFA 


 
HAREMEYN EFSANESİ İSTATİSTİK