HACC VE UMRE
Dünyada Tüm İnsanlara Ahiret'te iman edenlere Merhametli olan Allah'ın adıyla başlarım
ANA SAYFA 

ÖNSÖZ
Bismillahirrahmanirrahim

 Allah’ın misafirleri, Sevgili Hacı adayları, değerli inananlar!

Dinimizin en önemli ibadetlerinden biri olan hac için bizlere bu mübarek daveti nasip eden Yüce Rabbimize hamd ederim.

İslâm’ı bize tebliğ eden ve onu en güzel bir biçimde hayatında yaşayarak bize öğreten sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa’ya salat ü selâm ederim.

Onun gösterdiği yolda giden ve İslâm’ın tebligat ve talimatını nesilden nesile aktaran başta sahabe-i kiram ve İslâm âlimleri olmak üzere geçmiş kuşakları rahmetle yad ederim.

Hepinizi sevgi ve saygıyla selâmlarım.

İlk defe hacca giden bir insanın duygularını ancak kendisi anlar, hatta kendisi de sadece yaşar, tam olarak anlatamaz.

Her şeyden önce haccın zor bir ibadet olduğunu söylemek gerekir. Diğer ibadetlere benzemiyor. Her bir zorluğu ayrı bir imtihandır. Çok karmaşık kurallar var. Farzlar, vacipler, sünnetler birbirini takip ediyor. Biri diğerinin içinde. Farzlara ve vaciplere sıkı sıkıya sarılmak lazım. En büyük endişeniz farzları ve vacipleri tam olarak eda etmeye çalışmak ve başarmak. Birçok zaruretler dolayısıyla bazı sünnetleri terk etmek zorunda kalıyorsunuz. İlk başta insan üzülüyor, canı sıkılıyor, ama bir farzı veya vacibi kaçırmaktansa bir sünneti ihmal etmeyi göze almaktan başka çare yok.

Dünyanın her yanından gelmiş 3 milyona yakın insan aynı günlerde ve aynı mekanlarda aynı ibadetleri yerine getirmek zorundadırlar. Nüfus ve hacı sayısı her sene artıyor. Bunca insanı organize etmek, güvenliklerini korumak ve ibadetlerini huzur içinde yerine getirmelerini sağlamak gerçekten kolay değil. Bu yüzden birçok aksaklığı hoşgörüyle karşılamak lazım.

Hacıların önemli bir bölümünün eğitimsiz olması dikkat çekici boyuttadır. Hac öncesinde bir eğitim olmadığı için birçok şey aksıyor, hatta farz ve vacip seviyesinde bazı görevler zora giriyor.

İkinci bir husus hac işi hiçbir şekilde yaşlılıkta yerine getirilecek, yani ileriki yaşlara ertelenecek bir ibadet değildir. Nedense ülkemizde sanki insan 50–60 yaşına gelmedikçe hacca gidemez gibi yanlış bir anlayış var. Tam aksine genç ve dinçken gitmek lazım.

Bu mübarek mekânlar, sıradan yerler değildir. Bu mekânlar, ilk insan ve ilk peygamber Hz. Âdem'in, Allah'a imanın en büyük mücadelelerinden birini vermiş ve ona tam teslimiyet göstermiş Hz. İbrahim ile Hz. İsmail'in ve ilâhî vahyin son halkası ve kemal noktası olan Hazreti Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem’in peygamberlik davet ve mücadelesini verdiği yerlerdir.

İşte bu topraklarda bulunmak, bir Müslüman için en büyük nimetlerden biridir. Hacılar için kullanılan Allah’ın misafirleri tabiri, Hz. Peygamberin hadislerinden alınmıştır. Hiç şüphesiz bundan daha şerefli bir misafirlik olur mu? Böyle bir misafirliğe kabul edilmek, büyük bir nasiptir. Bu misafirlik; bütün yakarışları duyan, dertlere derman veren, duaları karşılıksız bırakmayan, kendisine yönelen yakarışları engin rahmetiyle kuşatan Allah’ın misafirliğine kabul edilmektir. Sizler bu misafirliğe kabul edilmekle büyük bir nimete kavuşmuş bulunuyorsunuz.

Tarihe “Veda Hutbesi” olarak geçen ve Allah Resulünün, on dört asır evvel yüz yirmi bini aşkın Sahabeye hitaben irad buyurduğu hutbe, bu bölgeden bütün dünyaya ilân edilmiştir. Kıyamete kadar insanlığa ışık tutacak evrensel insanî ilkeleri içeren bu temel insan hakları bildirgesinin, üzerinde durduğumuz bu yerde seslendirilmiş olması, burayı anlamlı kılan unsurlardan biridir.

İnsanlar arasındaki haksız ayrıcalıkları temelden yıkan "Arap’ın, Arap olmayana, Arap olmayanın da Arap’a hiçbir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takva ile yani gerçek dindarlık iledir.” sözü bu meydandan insanlığa duyurulmuş; böylece ırk ve sınıf temeline dayalı bütün anlayışlar İslâm tarafından reddedilmiştir.

İşte bu bakımdan değerli kardeşlerim, Allah Rasulünün “Tebliğ ettim mi?” sesine candan kulak vererek “Evet, ey Allah’ın elçisi, sen tebliğ ettin, tebliğ görevini yerine getirdin. Senin mesajın bize ulaştı. Bundan sonra bu mesajı taşımak bizim görevimiz.” diyerek İslâm’ın bu temel ilkelerinin savunucusu ve taraftarı olmak azmi ve kararlılığı içinde olmalıyız ki hac gibi ulvî bir ibadetin anlam ve gayesine ulaşmış olalım.

Hac eşitlik ve kardeşlik ruhunun zirvede yaşandığı yerdir. Hac, mahşerin bir temsilidir. Her yıl tekrarlanan bu temsilde makamları, mevkileri, sosyal statüleri, ırkları, renkleri ve cinsiyetleri ne olursa olsun hacca gelen bütün Müslümanlar, aynı elbiseler içinde İslâm’ın, insanları bir tarağın dişleri gibi eşit gören temel yaklaşımını temsili olarak gösterirler. Hac’da ortaya konulan eşitlik bilinci, İslâm kardeşliğinin bütün boyutlarını gösteren bir olaydır.

Irkları, coğrafyaları, dilleri, renkleri ve kültürleri farklı, fakat imanları ve gönülleri bir, milyonlarca insanın bir araya geldiği bu yerde sizler, müminler denizinden bir damla olabilmenin hazzını yaşıyorsunuz.

Hac nefis muhasebesi yapmadır. İnsanlığımızı ve Müslümanlığımızı sorgulama şeklidir. Allah’ın emir ve yasaklarına, Hz. Peygamberin örnek ahlâkına ne derece uyabildik? İslâm’ın güzelliklerini ne derece hayatımıza geçirebildik? Burada bu sorular üzerinde de bir hayat muhasebesi yapma günüdür.

Hac, sabır ve metanet günüdür. Burada sabır ve metanet yüklenmeliyiz. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.

Hac; af, mağfiret, şükür ve zikir günüdür. Onun için Allah’tan af ve mağfiret dilemeli, bütün varlığımızla onu anmalıyız.

Bu bakımdan Allah'tan rahmet ve şefkat dilemeliyiz. İhramlı iken bu bilinç o derece yoğunlaşır ki, artık bırakınız kendi aramızda çekişmeyi ve kırıcı olmayı, diğer canlılara, hatta en küçük bir canlıya ve bir bitkiye bile zarar vermeyi düşünemeyiz.

Hac görevini ifa eden kimselerin Allah katındaki değeri çok yüksektir. Bu sebeple Yüce Allah, onların içtenlikle yapacakları duaları geri çevirmez. Peygamber Efendimiz, "Hac edenler ve umre yapanlar Allah’ın misafirleridir. Allah’a dua eder ve bağışlanma dilerlerse Allah onların dualarını kabul eder ve onları bağışlar." buyurmaktadır.

Yüce Rabbimiz bizi çağırdı, biz de geldik. Şayet o nasip etmeseydi bizler burada olamazdık. Mademki o, bize buralara gelmeyi nasip etti ve bizleri misafiri olarak kabul buyurdu öyleyse inanıyoruz ki misafirlerinin meşru ve samimi isteklerini asla reddetmeyecektir. Çünkü ondan daha iyi misafirlerine ikramda bulunabilecek birisi olabilir mi? İşte bu inanç ve duygularla Yüce Rabbimize yakaralım. Geçmişte bilerek bilmeyerek yaşadığımız manevî kirlerden bizi arındırması için Yüce Mevlâ’mıza niyaz edelim.

Annemiz, babamız, ailemiz ve çocuklarımız, çevremizdeki insanlar, milletimiz ve bütün insanlık için dua etmeliyiz. Herkes için barış, huzur ve mutluluk dilemeliyiz.

Dünyanın dört bir bucağında zulme maruz kalmış insanların kurtuluşu, tarih boyunca İslâm için en çok şehit vermiş bir milletin çocukları olarak, bu kutlu şehitlerin neslinden gelip de İslâm'dan sapma eğilimine girmiş olanların hidayet ve kurtuluşu, Müslümanların yeryüzünde adaletin ve hakkın temsilcileri olarak denge unsuru olmaları için dua etmeliyiz.

Gücü yetenlerin farz olarak ömürlerinde bir defa yapacakları hac ibadetinin fazileti gerçekten büyüktür. Peygamber Efendimiz, “Kim Allah için hac eder de kötü söz ve davranışlardan sakınır ve günahlara sapmazsa -kul hakları hariç- annesinin onu doğurduğu günkü gibi günahlardan arınmış olarak (yurduna/geri) döner.” buyurmuştur.

Hac yapmak kadar hacdan döndükten sonra, kazanılan güzel hasletlerin kaybedilmemesi de önemlidir.

İnsanlar hacıyı örnek Müslüman olarak görmek isterler. Bu bakımdan buradan döndükten sonra olumsuz tutum ve davranışlarımızın çevremizde daha çok dikkat çekeceğini ve İslâm’ın aleyhinde propaganda malzemesi olarak kullanılacağını unutmamalıyız.

Her Müslüman’ın görevi olmakla birlikte özellikle hacı, İslâm’ın güzelliğini yaşantısıyla fiilî olarak göstermelidir. Bu sebeple İslâm’a uygun olmayan tavır ve davranışlardan sakınmalıdır. Yalan, haksızlık, emanete hıyanet, bencillik, ahde vefasızlık, aldatma, kandırma, eksik ölçme ve tartma gibi gayrı ahlâkî tutum ve davranışlardan daima uzak durmalıdır.

Hac bize, Müslümanların derdini dert edinme bilincini kazandırmalıdır. Çünkü Müslümanların derdini dert edinmeyen, onlardan değildir. Kâbe’nin etrafında, Hac’ta, Müzdelife’de, Mina’da müminler denizinden bir damla olmak bizlere büyük bir inanç topluluğunun üyesi olma, müminlerle ortak kimliği paylaşma bilinci kazandırır. Bu yüzden hacının gönlünde kalbinde Müslüman kardeşine karşı, hatta bütün insanlara karşı en ufak bir kin, husumet ve nefret kalmamalı bütün dünyaya rahmet ve sevgi gözüyle bakabilmelidir.

Hac eden kimse İslâm dininin doğup yayıldığı, vahyin indiği, Hz. Peygamber ve ashabının bin bir güçlük ve sıkıntılar içinde mücadeleler verdiği ve Hz. Âdem’den beri birçok peygamberin uğrak yeri olmuş kutsal toprakları ziyaret ederek hem diğer din kardeşleriyle hem de tarihle bütünleşir.

Hac, kelime anlamı itibarıyla bir yönelişi ve amacı ifade eder. Bu yöneliş Hakka ve onun gösterdiği dosdoğru yola yöneliştir.

Hacda yerine getirilen bütün fiil ve davranışları elbette Hz. Peygamberin gösterdiği ve yapılmasını istediği şekilde yapıyoruz. Hacda yapılan her bir ibadetin ve hac menasikinin bir anlamı vardır.

Meselâ Hac, İslâmî literatürde Hz. Âdem’le Hz. Havva’nın buluştukları ve Cenabı Hakkın “Tevvab: Tövbeleri çok kabul eden” sıfatının tecelli ettiği yer olarak bilinir. Yüce Allah’ın Âdem aleyhisselâmın tövbesini kabul etmesinin bir işareti olarak ilk anne ve babamızın burada buluşmaları, onların çocukları olarak bizler için çok anlamlı bir hatıradır. Bundan başka Hz. İbrahim’in ve oğlu Hz. İsmail’in de burada nice hatıraları vardır. Fakat en önemlisi, Hac, biraz önce anlattığımız gibi kâinatın efendisi Hz. Muhammed’in (SAS) Veda Hutbesini irad buyurduğu yerdir.

Mina’da Cemerata taş atma, hayatın şeytanî dürtülerine karşı bir kararlılık gösterisi, böyle anlayış ve eğilimlere karşı tavır alışın sembolik bir anlatımıdır.

Kurban, Allah sevgisinin bütün sevgilerin üstünde tutulmasının ve Allah’ın dışında neye malik isek hepsinin, Allah yolunda feda edilebileceğinin göstergesi gibidir.

Safa ile Merve arasındaki sa’y, Allah’ın rahmetinin en büyük tecellilerinden biri olan anne sevgisi ve şefkatinin, Hz. Hacer validemiz hatırasında canlandırılmasıdır.

Kâbe’yi tavaf, Yüce Yaratıcıya yürekten bağlılığı; yalnızca ona yönelmeyi ve yalnızca onun huzurunda eğilmeyi temsil eder.

Bir kimsenin veya topluluğun kendini ayrıcalıklı ve üstün görmesi, bencillik ve çıkarcılık İslâm kardeşliğinin en büyük engelidir.

Ha ibadeti kişideki benlik ve bencillik duygusunu, gurur ve kibiri törpüleyen fiilî örneklerle doludur. Bunun temsili görünümü, en güzel şekilde Hac’ta kendini gösterir. İşte burada, hep birlikte âdeta kefene bürünmüş vaziyette bir tarağın dişleri gibi eşit olmanın bilincini fiilî olarak yaşıyoruz. Bu, eşitlikten çok öte gerçek bir kardeşliktir. Bu, "Sizden biri, kendisi için istediğini kardeşi (yahut da komşusu) için de istemedikçe gerçek imana eremez." hadisindeki mananın gerçekleştiği ve fiilî olarak yaşandığı bir kardeşliktir.

Hac, ruhta devrim meydana getirebilecek nitelikte bir ibadettir. Kişinin hayatını hac öncesi ve hac sonrası şeklinde ikiye ayıracak kadar insanın tavır, davranış ve anlayışı üzerinde etkili olabilecek bir ibadettir hac.

İslâmî literatürde “hacc-ı mebrur”, Allah’ın rızasına uygun bir şekilde yapılan hac için kullanılan bir tabirdir. Hacc-ı mebrur, zihnen, kalben, fikren yanlış duygu, düşünce ve günahlardan arınma, temizlenme ve kurtulmayı ifade eder. Kişinin hacdan sonraki hâlinin hacdan öncekinden daha iyi olması, haccın makbul olduğunun işareti sayılmalıdır.

Hac, müminin manevî dünyasında yeni bir pencere açmalı, kişinin hayatında olumlu bir gelişme meydana getirmeli ki, hacıdaki bu olumlu değişikliği görenler, hacca özenmelidir. Bu yüzden hacıların en çok özen göstermeleri gereken hususlardan biri, yanlış anlaşılmasına sebep olacak tavır ve hareketlerden uzak durmaktır.

Hac, takvayı kuşanmaktır. Takva, manevî hayatın azığıdır.

Hac, tüm dünyevî kayıtları ve kaygıları bir kenara bırakıp her şeyi arkasına atarak kefen misali bir giysi içerisinde Yüce Rabbimizin huzurunda olmanın zevkine erebilmektir.

Bu vesileyle birkaç cümle ile de Medine ziyaretine de değinmek istiyorum.

Hacca giden Müslümanların Medine-i Münevvere’yi ziyaretleri de çok anlamlıdır. Medine bir özlemdir. Medine’ye duyulan özlemin altında yatan, peygambere duyulan bağlılık ve sevgidir. Onun getirdiği değerlere duyulan hasrettir. Fakirlerin, kimsesizlerin, yoksulların, dulların, yetimlerin hiçbir zaman geri çevrilmediği makama; sevgi, ilgi ve cömertlik kapısına duyulan özlemdir. İnsana verilen değere, gönülleri doyuran hikmet kapısına duyulan arzudur.

Peygamber sevgisi bambaşka bir sevgidir. Bu sevgi imanla yoğrulan bir sevgi olduğu için katıksızdır, şaibesizdir, duru ve saftır, berraktır. Bu sevgide dünya menfaatinin yeri yoktur.

Peygamber sevgisinin en güzel örneklerini, Peygamberimizi dünya gözüyle gören, onu dinleyen, onunla beraber olan ve onu tanıma şerefine eren sahabede görüyoruz. Sahabe-i kiram Allah Resulünü candan sevmişti. Hz. Peygamber onlara dünyalık bir şey vaat etmiyordu. Ne beraberinde hazineler taşıyor ne de saraylarda oturuyordu. Tam tersine o dönemde onu sevmek, ona bağlanmak sıkıntı ve eziyetlere davetiye çıkarmak demekti. Sahabe ona biat ederken çok sıkıntılı bir hayatın kendilerini beklediğini biliyordu. Sayı itibarıyla çok az ve güçsüz idiler. Bütün bunlara rağmen onlar, Hz. Peygamberi katıksız bir sevgiyle seviyordu.

Bu sebeple Hz. Peygamberi ve onun mescidini ziyaret sıradan bir ziyaret değildir. Hz. Peygamberi, onun güzel mescidini ve güzel şehrini böyle bir heyecanla ziyaret etmek gerekir.

İslâm medeniyetinin temellerinin atıldığı, Hz. Peygamberin arkadaşlarının ve Ehli Beytinin yaşadığı ve pek çoğunun bağrında yattığı kutlu şehir Medine-i Münevvere bizlere katıksız bir peygamber sevgisi ve onun davetini taşıma azmi kazandırmalıdır.

Hac’ta içinde bulunulan zaman diliminin her dakikasının çok büyük kıymeti vardır. Bu değerli vakitleri faydasız konuşmalarla, lüzumsuz meşguliyetlerle ve pek gerekli olmayan eş dost ziyaretleri ile geçirip heba etmemeliyiz. Hele hele başkalarına sıkıntı ve eziyet vermekten, kötü söz ve davranışlardan, haklı bile olsak birtakım gereksiz tartışmalardan şiddetle sakınmalıyız.

Haccın hayatımızda bir dönüm noktası teşkil etmesi, Cenabı Hakkın bundan böyle maddî ve manevî plânda İslâm'ın hizmetinde bir nefer olarak çalışmayı bize nasip etmesi ve inşallah Haremeyn’de nail olacağımız af ve mağfiretten sonra manen bizi kirletecek günahlardan uzak durma azim ve gayreti vermesi niyazıyla kolay ve kabul edilmiş Hac ibadetini yaşamanızı Yüce Allah’tan diliyorum.

 

******

 

ANA SAYFA 

 


HAREMEYN EFSANESİ İSTATİSTİK