|
Allah’ın
misafirleri, Sevgili Hacı adayları, değerli
inananlar!
Dinimizin en
önemli ibadetlerinden biri olan hac için bizlere
bu mübarek daveti nasip eden Yüce Rabbimize hamd
ederim.
İslâm’ı bize
tebliğ eden ve onu en güzel bir biçimde hayatında
yaşayarak bize öğreten sevgili Peygamberimiz Hz.
Muhammed Mustafa’ya salat ü selâm ederim.
Onun gösterdiği
yolda giden ve İslâm’ın tebligat ve talimatını
nesilden nesile aktaran başta sahabe-i kiram ve
İslâm âlimleri olmak üzere geçmiş kuşakları
rahmetle yad ederim.
Hepinizi sevgi ve
saygıyla selâmlarım.
İlk defe hacca
giden bir insanın duygularını ancak kendisi anlar,
hatta kendisi de sadece yaşar, tam olarak
anlatamaz.
Her şeyden önce
haccın zor bir ibadet olduğunu söylemek gerekir.
Diğer ibadetlere benzemiyor. Her bir zorluğu ayrı
bir imtihandır. Çok karmaşık kurallar var.
Farzlar, vacipler, sünnetler birbirini takip
ediyor. Biri diğerinin içinde. Farzlara ve
vaciplere sıkı sıkıya sarılmak lazım. En büyük
endişeniz farzları ve vacipleri tam olarak eda
etmeye çalışmak ve başarmak. Birçok zaruretler
dolayısıyla bazı sünnetleri terk etmek zorunda
kalıyorsunuz. İlk başta insan üzülüyor, canı
sıkılıyor, ama bir farzı veya vacibi kaçırmaktansa
bir sünneti ihmal etmeyi göze almaktan başka çare
yok.
Dünyanın her
yanından gelmiş 3 milyona yakın insan aynı
günlerde ve aynı mekanlarda aynı ibadetleri yerine
getirmek zorundadırlar. Nüfus ve hacı sayısı her
sene artıyor. Bunca insanı organize etmek,
güvenliklerini korumak ve ibadetlerini huzur
içinde yerine getirmelerini sağlamak gerçekten
kolay değil. Bu yüzden birçok aksaklığı hoşgörüyle
karşılamak lazım.
Hacıların önemli
bir bölümünün eğitimsiz olması dikkat çekici
boyuttadır. Hac öncesinde bir eğitim olmadığı için
birçok şey aksıyor, hatta farz ve vacip
seviyesinde bazı görevler zora giriyor.
İkinci bir husus
hac işi hiçbir şekilde yaşlılıkta yerine
getirilecek, yani ileriki yaşlara ertelenecek bir
ibadet değildir. Nedense ülkemizde sanki insan
50–60 yaşına gelmedikçe hacca gidemez gibi yanlış
bir anlayış var. Tam aksine genç ve dinçken gitmek
lazım.
Bu mübarek
mekânlar, sıradan yerler değildir. Bu mekânlar,
ilk insan ve ilk peygamber Hz. Âdem'in, Allah'a
imanın en büyük mücadelelerinden birini vermiş ve
ona tam teslimiyet göstermiş Hz. İbrahim ile Hz.
İsmail'in ve ilâhî vahyin son halkası ve kemal
noktası olan Hazreti Muhammed Mustafa sallallahu
aleyhi ve sellem’in peygamberlik davet ve
mücadelesini verdiği yerlerdir.
İşte bu
topraklarda bulunmak, bir Müslüman için en büyük
nimetlerden biridir. Hacılar için kullanılan
Allah’ın misafirleri tabiri, Hz. Peygamberin
hadislerinden alınmıştır. Hiç şüphesiz bundan daha
şerefli bir misafirlik olur mu? Böyle bir
misafirliğe kabul edilmek, büyük bir nasiptir. Bu
misafirlik; bütün yakarışları duyan, dertlere
derman veren, duaları karşılıksız bırakmayan,
kendisine yönelen yakarışları engin rahmetiyle
kuşatan Allah’ın misafirliğine kabul edilmektir.
Sizler bu misafirliğe kabul edilmekle büyük bir
nimete kavuşmuş bulunuyorsunuz.
Tarihe “Veda
Hutbesi” olarak geçen ve Allah Resulünün, on dört
asır evvel yüz yirmi bini aşkın Sahabeye hitaben
irad buyurduğu hutbe, bu bölgeden bütün dünyaya
ilân edilmiştir. Kıyamete kadar insanlığa ışık
tutacak evrensel insanî ilkeleri içeren bu temel
insan hakları bildirgesinin, üzerinde durduğumuz
bu yerde seslendirilmiş olması, burayı anlamlı
kılan unsurlardan biridir.
İnsanlar
arasındaki haksız ayrıcalıkları temelden yıkan
"Arap’ın, Arap olmayana, Arap olmayanın da Arap’a
hiçbir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takva ile
yani gerçek dindarlık iledir.” sözü bu meydandan
insanlığa duyurulmuş; böylece ırk ve sınıf
temeline dayalı bütün anlayışlar İslâm tarafından
reddedilmiştir.
İşte bu bakımdan
değerli kardeşlerim, Allah Rasulünün “Tebliğ ettim
mi?” sesine candan kulak vererek “Evet, ey
Allah’ın elçisi, sen tebliğ ettin, tebliğ görevini
yerine getirdin. Senin mesajın bize ulaştı. Bundan
sonra bu mesajı taşımak bizim görevimiz.” diyerek
İslâm’ın bu temel ilkelerinin savunucusu ve
taraftarı olmak azmi ve kararlılığı içinde
olmalıyız ki hac gibi ulvî bir ibadetin anlam ve
gayesine ulaşmış olalım.
Hac eşitlik ve
kardeşlik ruhunun zirvede yaşandığı yerdir. Hac,
mahşerin bir temsilidir. Her yıl tekrarlanan bu
temsilde makamları, mevkileri, sosyal statüleri,
ırkları, renkleri ve cinsiyetleri ne olursa olsun
hacca gelen bütün Müslümanlar, aynı elbiseler
içinde İslâm’ın, insanları bir tarağın dişleri
gibi eşit gören temel yaklaşımını temsili olarak
gösterirler. Hac’da ortaya konulan eşitlik
bilinci, İslâm kardeşliğinin bütün boyutlarını
gösteren bir olaydır.
Irkları,
coğrafyaları, dilleri, renkleri ve kültürleri
farklı, fakat imanları ve gönülleri bir,
milyonlarca insanın bir araya geldiği bu yerde
sizler, müminler denizinden bir damla olabilmenin
hazzını yaşıyorsunuz.
Hac nefis
muhasebesi yapmadır. İnsanlığımızı ve
Müslümanlığımızı sorgulama şeklidir. Allah’ın emir
ve yasaklarına, Hz. Peygamberin örnek ahlâkına ne
derece uyabildik? İslâm’ın güzelliklerini ne
derece hayatımıza geçirebildik? Burada bu sorular
üzerinde de bir hayat muhasebesi yapma günüdür.
Hac, sabır ve
metanet günüdür. Burada sabır ve metanet
yüklenmeliyiz. Çünkü Allah sabredenlerle
beraberdir.
Hac; af,
mağfiret, şükür ve zikir günüdür. Onun için
Allah’tan af ve mağfiret dilemeli, bütün
varlığımızla onu anmalıyız.
Bu bakımdan
Allah'tan rahmet ve şefkat dilemeliyiz. İhramlı
iken bu bilinç o derece yoğunlaşır ki, artık
bırakınız kendi aramızda çekişmeyi ve kırıcı
olmayı, diğer canlılara, hatta en küçük bir
canlıya ve bir bitkiye bile zarar vermeyi
düşünemeyiz.
Hac görevini ifa
eden kimselerin Allah katındaki değeri çok
yüksektir. Bu sebeple Yüce Allah, onların
içtenlikle yapacakları duaları geri çevirmez.
Peygamber Efendimiz, "Hac edenler ve umre yapanlar
Allah’ın misafirleridir. Allah’a dua eder ve
bağışlanma dilerlerse Allah onların dualarını
kabul eder ve onları bağışlar." buyurmaktadır.
Yüce Rabbimiz
bizi çağırdı, biz de geldik. Şayet o nasip
etmeseydi bizler burada olamazdık. Mademki o, bize
buralara gelmeyi nasip etti ve bizleri misafiri
olarak kabul buyurdu öyleyse inanıyoruz ki
misafirlerinin meşru ve samimi isteklerini asla
reddetmeyecektir. Çünkü ondan daha iyi
misafirlerine ikramda bulunabilecek birisi
olabilir mi? İşte bu inanç ve duygularla Yüce
Rabbimize yakaralım. Geçmişte bilerek bilmeyerek
yaşadığımız manevî kirlerden bizi arındırması için
Yüce Mevlâ’mıza niyaz edelim.
Annemiz, babamız,
ailemiz ve çocuklarımız, çevremizdeki insanlar,
milletimiz ve bütün insanlık için dua etmeliyiz.
Herkes için barış, huzur ve mutluluk dilemeliyiz.
Dünyanın dört bir
bucağında zulme maruz kalmış insanların kurtuluşu,
tarih boyunca İslâm için en çok şehit vermiş bir
milletin çocukları olarak, bu kutlu şehitlerin
neslinden gelip de İslâm'dan sapma eğilimine
girmiş olanların hidayet ve kurtuluşu,
Müslümanların yeryüzünde adaletin ve hakkın
temsilcileri olarak denge unsuru olmaları için dua
etmeliyiz.
Gücü yetenlerin
farz olarak ömürlerinde bir defa yapacakları hac
ibadetinin fazileti gerçekten büyüktür. Peygamber
Efendimiz, “Kim Allah için hac eder de kötü söz ve
davranışlardan sakınır ve günahlara sapmazsa -kul
hakları hariç- annesinin onu doğurduğu günkü gibi
günahlardan arınmış olarak (yurduna/geri) döner.”
buyurmuştur.
Hac yapmak kadar
hacdan döndükten sonra, kazanılan güzel
hasletlerin kaybedilmemesi de önemlidir.
İnsanlar hacıyı
örnek Müslüman olarak görmek isterler. Bu bakımdan
buradan döndükten sonra olumsuz tutum ve
davranışlarımızın çevremizde daha çok dikkat
çekeceğini ve İslâm’ın aleyhinde propaganda
malzemesi olarak kullanılacağını unutmamalıyız.
Her Müslüman’ın
görevi olmakla birlikte özellikle hacı, İslâm’ın
güzelliğini yaşantısıyla fiilî olarak
göstermelidir. Bu sebeple İslâm’a uygun olmayan
tavır ve davranışlardan sakınmalıdır. Yalan,
haksızlık, emanete hıyanet, bencillik, ahde
vefasızlık, aldatma, kandırma, eksik ölçme ve
tartma gibi gayrı ahlâkî tutum ve davranışlardan
daima uzak durmalıdır.
Hac bize,
Müslümanların derdini dert edinme bilincini
kazandırmalıdır. Çünkü Müslümanların derdini dert
edinmeyen, onlardan değildir. Kâbe’nin etrafında,
Hac’ta, Müzdelife’de, Mina’da müminler denizinden
bir damla olmak bizlere büyük bir inanç
topluluğunun üyesi olma, müminlerle ortak kimliği
paylaşma bilinci kazandırır. Bu yüzden hacının
gönlünde kalbinde Müslüman kardeşine karşı, hatta
bütün insanlara karşı en ufak bir kin, husumet ve
nefret kalmamalı bütün dünyaya rahmet ve sevgi
gözüyle bakabilmelidir.
Hac eden kimse
İslâm dininin doğup yayıldığı, vahyin indiği, Hz.
Peygamber ve ashabının bin bir güçlük ve
sıkıntılar içinde mücadeleler verdiği ve Hz.
Âdem’den beri birçok peygamberin uğrak yeri olmuş
kutsal toprakları ziyaret ederek hem diğer din
kardeşleriyle hem de tarihle bütünleşir.
Hac, kelime
anlamı itibarıyla bir yönelişi ve amacı ifade
eder. Bu yöneliş Hakka ve onun gösterdiği dosdoğru
yola yöneliştir.
Hacda yerine
getirilen bütün fiil ve davranışları elbette Hz.
Peygamberin gösterdiği ve yapılmasını istediği
şekilde yapıyoruz. Hacda yapılan her bir ibadetin
ve hac menasikinin bir anlamı vardır.
Meselâ Hac,
İslâmî literatürde Hz. Âdem’le Hz. Havva’nın
buluştukları ve Cenabı Hakkın “Tevvab: Tövbeleri
çok kabul eden” sıfatının tecelli ettiği yer
olarak bilinir. Yüce Allah’ın Âdem aleyhisselâmın
tövbesini kabul etmesinin bir işareti olarak ilk
anne ve babamızın burada buluşmaları, onların
çocukları olarak bizler için çok anlamlı bir
hatıradır. Bundan başka Hz. İbrahim’in ve oğlu Hz.
İsmail’in de burada nice hatıraları vardır. Fakat
en önemlisi, Hac, biraz önce anlattığımız gibi
kâinatın efendisi Hz. Muhammed’in (SAS) Veda
Hutbesini irad buyurduğu yerdir.
Mina’da Cemerata
taş atma, hayatın şeytanî dürtülerine karşı bir
kararlılık gösterisi, böyle anlayış ve eğilimlere
karşı tavır alışın sembolik bir anlatımıdır.
Kurban, Allah
sevgisinin bütün sevgilerin üstünde tutulmasının
ve Allah’ın dışında neye malik isek hepsinin,
Allah yolunda feda edilebileceğinin göstergesi
gibidir.
Safa ile Merve
arasındaki sa’y, Allah’ın rahmetinin en büyük
tecellilerinden biri olan anne sevgisi ve
şefkatinin, Hz. Hacer validemiz hatırasında
canlandırılmasıdır.
Kâbe’yi tavaf,
Yüce Yaratıcıya yürekten bağlılığı; yalnızca ona
yönelmeyi ve yalnızca onun huzurunda eğilmeyi
temsil eder.
Bir kimsenin veya
topluluğun kendini ayrıcalıklı ve üstün görmesi,
bencillik ve çıkarcılık İslâm kardeşliğinin en
büyük engelidir.
Ha ibadeti
kişideki benlik ve bencillik duygusunu, gurur ve
kibiri törpüleyen fiilî örneklerle doludur. Bunun
temsili görünümü, en güzel şekilde Hac’ta kendini
gösterir. İşte burada, hep birlikte âdeta kefene
bürünmüş vaziyette bir tarağın dişleri gibi eşit
olmanın bilincini fiilî olarak yaşıyoruz. Bu,
eşitlikten çok öte gerçek bir kardeşliktir. Bu,
"Sizden biri, kendisi için istediğini kardeşi
(yahut da komşusu) için de istemedikçe gerçek
imana eremez." hadisindeki mananın gerçekleştiği
ve fiilî olarak yaşandığı bir kardeşliktir.
Hac, ruhta devrim
meydana getirebilecek nitelikte bir ibadettir.
Kişinin hayatını hac öncesi ve hac sonrası
şeklinde ikiye ayıracak kadar insanın tavır,
davranış ve anlayışı üzerinde etkili olabilecek
bir ibadettir hac.
İslâmî
literatürde “hacc-ı mebrur”, Allah’ın rızasına
uygun bir şekilde yapılan hac için kullanılan bir
tabirdir. Hacc-ı mebrur, zihnen, kalben, fikren
yanlış duygu, düşünce ve günahlardan arınma,
temizlenme ve kurtulmayı ifade eder. Kişinin
hacdan sonraki hâlinin hacdan öncekinden daha iyi
olması, haccın makbul olduğunun işareti
sayılmalıdır.
Hac, müminin
manevî dünyasında yeni bir pencere açmalı, kişinin
hayatında olumlu bir gelişme meydana getirmeli ki,
hacıdaki bu olumlu değişikliği görenler, hacca
özenmelidir. Bu yüzden hacıların en çok özen
göstermeleri gereken hususlardan biri, yanlış
anlaşılmasına sebep olacak tavır ve hareketlerden
uzak durmaktır.
Hac, takvayı
kuşanmaktır. Takva, manevî hayatın azığıdır.
Hac, tüm dünyevî
kayıtları ve kaygıları bir kenara bırakıp her şeyi
arkasına atarak kefen misali bir giysi içerisinde
Yüce Rabbimizin huzurunda olmanın zevkine
erebilmektir.
Bu vesileyle
birkaç cümle ile de Medine ziyaretine de değinmek
istiyorum.
Hacca giden
Müslümanların Medine-i Münevvere’yi ziyaretleri de
çok anlamlıdır. Medine bir özlemdir. Medine’ye
duyulan özlemin altında yatan, peygambere duyulan
bağlılık ve sevgidir. Onun getirdiği değerlere
duyulan hasrettir. Fakirlerin, kimsesizlerin,
yoksulların, dulların, yetimlerin hiçbir zaman
geri çevrilmediği makama; sevgi, ilgi ve cömertlik
kapısına duyulan özlemdir. İnsana verilen değere,
gönülleri doyuran hikmet kapısına duyulan arzudur.
Peygamber sevgisi
bambaşka bir sevgidir. Bu sevgi imanla yoğrulan
bir sevgi olduğu için katıksızdır, şaibesizdir,
duru ve saftır, berraktır. Bu sevgide dünya
menfaatinin yeri yoktur.
Peygamber
sevgisinin en güzel örneklerini, Peygamberimizi
dünya gözüyle gören, onu dinleyen, onunla beraber
olan ve onu tanıma şerefine eren sahabede
görüyoruz. Sahabe-i kiram Allah Resulünü candan
sevmişti. Hz. Peygamber onlara dünyalık bir şey
vaat etmiyordu. Ne beraberinde hazineler taşıyor
ne de saraylarda oturuyordu. Tam tersine o dönemde
onu sevmek, ona bağlanmak sıkıntı ve eziyetlere
davetiye çıkarmak demekti. Sahabe ona biat ederken
çok sıkıntılı bir hayatın kendilerini beklediğini
biliyordu. Sayı itibarıyla çok az ve güçsüz
idiler. Bütün bunlara rağmen onlar, Hz. Peygamberi
katıksız bir sevgiyle seviyordu.
Bu sebeple Hz.
Peygamberi ve onun mescidini ziyaret sıradan bir
ziyaret değildir. Hz. Peygamberi, onun güzel
mescidini ve güzel şehrini böyle bir heyecanla
ziyaret etmek gerekir.
İslâm
medeniyetinin temellerinin atıldığı, Hz.
Peygamberin arkadaşlarının ve Ehli Beytinin
yaşadığı ve pek çoğunun bağrında yattığı kutlu
şehir Medine-i Münevvere bizlere katıksız bir
peygamber sevgisi ve onun davetini taşıma azmi
kazandırmalıdır.
Hac’ta içinde
bulunulan zaman diliminin her dakikasının çok
büyük kıymeti vardır. Bu değerli vakitleri
faydasız konuşmalarla, lüzumsuz meşguliyetlerle ve
pek gerekli olmayan eş dost ziyaretleri ile
geçirip heba etmemeliyiz. Hele hele başkalarına
sıkıntı ve eziyet vermekten, kötü söz ve
davranışlardan, haklı bile olsak birtakım gereksiz
tartışmalardan şiddetle sakınmalıyız.
Haccın
hayatımızda bir dönüm noktası teşkil etmesi,
Cenabı Hakkın bundan böyle maddî ve manevî plânda
İslâm'ın hizmetinde bir nefer olarak çalışmayı
bize nasip etmesi ve inşallah Haremeyn’de nail
olacağımız af ve mağfiretten sonra manen bizi
kirletecek günahlardan uzak durma azim ve gayreti
vermesi niyazıyla kolay ve kabul edilmiş Hac
ibadetini yaşamanızı Yüce Allah’tan diliyorum.
******
|