MESCİD-İ
NEBEVİ'NİN
TARİHİ
1-
Peygamberimiz (s.a.v.) Kuba'dan Medine'ye doğru
yola çıktığında ashabına: "Deveyi kendi haline
bırakınız. Zira ona nereye gideceği söylenmiştir"
diyerek bindiği devenin ashab tarafından
yönlendirilmemesini istemiştir. Bu yüzden insanlar
devenin etrafında onun duracağı yere kadar
yürümüşlerdi. Nihayet deve Es'ad b. Zürare
yurdunda, isimleri Amr oğlu Sehl ve Süheyl olan
iki yetime ait bir hurma kurutma harmanında
durarak çöktü. (Başka bir görüşe göre ise, burası
Ebû Eyyub el-Ensari'ye aittir.)
2- Peygamber
Efendimiz, deve buraya çökünce "Yerimiz inşaallah
burasıdır" dedi. Sonra bu iki genci çağırarak
onlara bu hurma harmanını mescid yapılması için
kendisine satmalarını teklif etti. Bu iki genç ise
"Hayır, burayı sana hibe ediyoruz Ey Allah'ın
Elçisi" dediler. Peygamberimiz (s.a.v.) bunu kabul
etmedi ve onlardan burayı on dinar altına
karşılığında satın aldı. Bu parayı Hz. Ebu Bekir
(r.a.) ödedi.
3- Daha sonra
bu sahadaki müşrik mezarları başka yere
nakledilerek arazi düz hale getirildi. Üzerindeki
hurma ağaçları kesildi ve bu ağaçlar mescidin
kıble tarafına dizildi. Sonrasında mescidin yapımı
için kerpiçler hazırlanmaya başladı. Bu sırada
Talk geldi ve Peygamberimiz'i (s.a.v.) ve ashabını
kerpiç hazırlarken gördü. O, bu olayı şöyle
anlatır: "Kerpiç yapımını Peygamberimiz sanki pek
beğenmemişti. Bunun üzerine ben küreği alıp kerpiç
yapılan killi toprağı karıştırmaya başladım. Benim
bu işe başlamam ve çalışma tarzım Peygamberimiz
(s.a.v.)'in hoşuna gitti " ve "Balçığı Hanefi'ye
bırakın. Balçık harcını içinizde en iyi yoğuran"
buyurdu.
4- Hz.
Peygamber'in ashabı Mescidin temelini üç zirâ yani
bir buçuk metre kadar kazdılar. Temeli taş ile
kurdular ve duvarları killi topraktan yapılan
kerpiçlerle ördüler.
5- Osman b.
Maz'un (İbn Affan olduğu da söylenir) temizliğe
çok dikkat eden biri olarak bilinirdi. Bu inşaat
esnasında elbisesiyle kerpiç taşır ve onu yerine
koyduğunda ellerini temizler, ayrıca elbisesini
kontrol eder ve eğer bir şey bulaşmışsa onu
ovalardı. Onun bu durumunu gören Ali b. Ebu Talip
şöyle bir beyit söyledi:
"Denk değildir!
Mescitleri, yata kalka sebatla çalışarak inşa eden
Ve üzerine
toprak sürüldüğünde bir köşeye çekilen."
Bu sözleri
Ammar b. Yasir işitti ve kimin kastedildiğini
bilmeksizin bu beyiti tekrarlamaya başladı. Osman
b. Maz'un, yanından geçen Yasir'in bu sözleri
tekrarladığını görünce kendisi aleyhinde
söylediğini zanneti ve ona: "Ey Sümeyye'nin oğlu
kimin aleyhinde konuşup kötülüyorsun? Ya bu
sözlerinden vazgeçersin ya da -elindeki demiri
kasdederek- bunu kafana vururum!" diye çıkıştı. Bu
sözü Allah Resulü (s.a.v.) de duydu ve sinirlendi.
Bunun üzerine Ashab, Ammar'a Hz. Peygamber'in ona
kızdığını ve bu olay üzerine kendileriyle ilgili
vahiy gelmesinden korktuklarını söylediler. Ammar
ise "Onu kızdırdığım gibi razı etmesini de
bilirim" diyerek Allah Resulü'nün (s.a.v.) yanına
geldi ve: "Ey Allah'ın Resulü, Ashabınla bu
aramızdaki olay nedir?" dedi. Bunun üzerine
Peygamberimiz (s.a.v.): "Aranızda ne oldu ki?"
diye sordu. Ammar: "Kendileri kerpici teker teker
taşıyorlar bana ise ikişer üçer yüklüyorlar ve
böylelikle beni öldürmek istiyorlar" diye cevap
verdi. Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.v.)
Ammar'ın elinden tutarak Mescid'in etrafında
dolaştırdı. Bu arada bir taraftan onun
şakaklarındaki toprağı eliyle temizlemeye başladı
ve "Ey Sümeyye'nin oğlu, seni benim ashabım değil,
isyancı bir gurup öldürecek!" dedi.
Mescidin inşası
esnasında Allah Resulü (s.a.v.) Ashabına yardımcı
oldu ve bir ara üzerindeki gömleğini çıkararak
yere koydu. Ensar ve Muhacirden bunu görenler de
gömleklerini çıkarıp yere koydular ve şu beyiti
söylemeye başladılar:
"Eğer Peygamber
çalışır biz oturursak,
O zaman bu
yoldan çıkaran bir iş yasak!"
Peygamberimiz
(s.a.v.) Mescidin yapımında bizzat çalışmış ve
inşaata rehberlik etmiştir. Çalışırken şöyle
beyitler söylemiştir: "Allahım! Gerçek karşılık
ahirette alınacak olandır, Ensara ve Muhacirlere
merhamet et! Gerçek hayat da ahiret hayatıdır,
Ensarı ve Muhacirleri bağışla!"
* Mescidin
temeli üç zirâ'ya yakındı. Temel bir buçuk metre
kadar taşlardan atılmış daha sonra kerpiç
kullanılmıştı.
* Mescidin
uzunluğu yetmiş zirâ yani 33.6 metre, yaklaşık
olarak 34 metreydi. (Bir zirâ=48 santimetre)
* Mescidin
genişliği altmış zirâ yani 28.8, yaklaşık olarak
29 metreydi.
*Yüksekliği ise
beş zirâ, yani 2.45 metre yaklaşık olarak 2.5
metreydi.
*Mescitte her
hangi bir direk bulunmuyordu. Mescidin güney
batısında Suffe'de kalanların gölgeliği hariç
gölgelik de yoktu.
*Mescit, ilk
inşaası bittiğinde tefriş edilmemişti.
*Mescidin ilk
kıblesi Beytü'l-Makdis idi. Mihrab mevkii hurma
kütüklerinin birbiri üstüne dizilmesi yoluyla
belirlenmişti.
Peygamberimiz
(s.a.v.) on altı ay boyunca Beytü'l-Makdis'e
yönelerek namaz kılmıştı. Bu dönemde kıble kuzeye
doğru idi. Mescit tamamlandıktan sonra ise
yaklaşık dokuz ay boyunca kıble Beytü'l-Makdis
olmaya devam etmiştir.
*Ashab-ı Suffe
Mescidin güney batı kısmında kalıyordu. Onlar
getirilen hurmaları Mescidin çatısına asarlar idi.
Mescidin bu alanının üstü yapraksız hurma
dallarıyla örtülmüştü ve bu sebepten dolayı da ona
"Ashab-ı Suffe Gölgeliği" denilmiştir.
1- Mescidin
güney cephesindeki kapı. Suffede kalanların
odaları buradan girişte solda kalıyordu.
2- Rahmet
kapısı (Babu'r-rahme) ki daha sonra Bab-ı Âtile
olarak anılır olmuştur.
3- Osman kapısı
(Bab-ı Osman) Peygamberimiz (s.a.v.) bu kapıdan
girerdi ve bu yüzden Peygamber kapısı denilirdi.
Daha sonra Cebrail kapısı olarak bilinir oldu.
1- Hz. Aişe'nin
(r.ah.) odasının kapısı.
1- Mescidin
yapımı yedi ay sürmüştür. Peygamberimiz (s.a.v.)
mescidin yapımına Medineye gelir gelmez hemen
başlamıştır. Buna göre mescidin inşaatının
başlaması, Miladi 12 Eylül 622 tarihinde / Hicri
birinci yıl Rebiulevvel ayında olmuştur.
2-
Peygamberimiz (s.a.v.) Ebu Eyyub el-Ensari'nin
yanında yedi ay kalmış; Mescidin yapımı ve Aişe
ile Sevde validelerimizin odaları tamamlanmadan
Ebu Eyyub'un evinden çıkmamıştır.
3- Mescid-i
Nebevi'nin yapımı tamamlandığında çatısı
yapılmamıştı. Peygamberimiz (s.a.v.) Ebu Eyyub'un
evinden 623 senesinin Nisan / Şevval ayında buraya
taşınınca yaz başlamış ve sıcaklar bastırmıştı.
Bunun üzerine Mescidin üzerine gölgelik yapılması
istendi ve Peygamberimiz (s.a.v.) bunu yaptırdı.
Gölgeliğin yapımı senenin geri kalan kısmını
kapladı. Buna göre Mescidin yapımı tam bir sene
sürmüş oldu. Hz. Peygamber Mescid tamamlandıktan
sonra beş ay kadar Kudüs'teki Beytü'l-Makdis'e
doğru namaz kılmıştır.
4-
Peygamberimiz (s.a.v.) iki eşinin odalarını yedi
ay sonra Şevval ayında yaptırmıştır. Allah Resulü
(s.a.v.) Hz. Aişe ile aynı senenin Şevval ayında
evlenmişti. Rebiulevvel ayı ile Şevval ayı
arasında ise yedi ay süre vardır (1 Şevval 1/7
Nisan 623).
1- Namaz
Beytü'l-Makdis'e doğru kılındığı sıralarda
Mescid'in güney cephesinin en arka kısmında
müstakil kapısı olan bir gölgelik vardı. Kıble
değiştirildikten sonra bu suffe kuzeye nakledildi
ve yeri kuzey doğu köşesinden ayrıldı. Bu şu anki
yerinin batısında Peygamberimizin mübarek
kabirlerinin güney kısmında Dekketü'l-Eğvat diye
bilinen yerdedir.
2- Suffe,
Medine'de muhacirlerden barınağı olmayanlar için
bir barınaktı. Burada kalanlar Medine'de bir iş
bulana kadar Mescitte geceliyorlardı. Bir iş bulan
ise buradan ayrılıyor ve kendine bir ev
ediniyordu. Bu yüzden Suffe'de kalanların sayısı
bazen artıyor bazen de azalıyordu. Hatta bir ara
Suffe'de kalanların sayısı altıyüze ulaştığı
olmuştu. Peygamberimiz (s.a.v.) zaman zaman burada
kalanlarla oturup sohbet eder ve onlarla birlikte
yemek yerdi. Her sahabe de burada kalanlardan bir
ya da ikisini yemek yedirmek için evine konuk
ederdi. Ayrıca sahabeler Suffe'ye hurma salkımları
getirip buranın çatısına asarlardı.
3- Suffe'de
kalanların en meşhurlarından biri olan Ebu Hüreyre
(r.a.) şöyle der: "Suffe'de benimle beraber kalan
üçyüz kişi vardı. Sonra bunların hepsinin bir yere
vali ya da komutan olduğunu gördüm. Böyle
olacağını Peygamberimiz (s.a.v.) Suffe'ye geldiği
bir günde oradakilere müjdelemişti."
4- Suffe'de
kalanların sayısı müslümanların durumları iyiye
gittikçe azalmaya devam etti. Öyle ki
Peygamberimiz (s.a.v.) hayattayken buradakilerin
hepsi kendi evlerine taşındılar. Böylelikle fakir
muhacirlerin Mescitte barınmaları sona erdi.
Mescidin ilk
inşaat üslubu Araplar arasında "Semît" olarak
bilinen kerpiç üstüne kerpiç örülmesi ile "Saîde"
denilen bir kerpiç üstüne yarım kerpiç örülmesi
tarzındaydı.
Mescit ilk
yapıldığında içi tefriş edilmiş değildi.
Peygamberimiz (s.a.v.) Mescidin yapımını yedi ayda
tamamlamıştı. Bu tarih Hicri birinci sene Şevval
ayı, Miladi 623 yılı nisan ayı idi.
Müslümanlar
namazlarını yaz boyunca toprak üzerine secde
ederek kılmışlardı. Kış aylarıyla birlikte
şiddetli yağmurların başlaması ve toprağın
ıslanması namaz kılınmasını zorlaştırdı.
Bunun üzerine
namaza gelenler ceplerini çakıl taşlarıyla
doldurup namaz kıldıkları yere bu taşları sererek
ıslaklıktan korunmaya çalıştılar. Peygamberimiz
(s.a.v.) bu uygulamayı görünce beğendi ve uygun
gördü.
Peygamberimiz
(s.a.v.) bu uygulama hakkında "Bu ne güzel!" başka
bir rivayette ise, "Bu yer örtüsü ne güzel!"
buyurmuş ve bundan sonra Mescidin tabanına çakıl
taşı serilmiştir.
Bu olay
muhtemelen Mescid'in yapımının hemen sonrasında
yani 623 senesi kışında meydana gelmişti.
1-
Peygamberimiz, Mescidi bu bahçenin bir kısmına
yapmış ve bazı muhacirler için buradaki arsaya ev
yapmayı planlamıştı. Bu şekilde Hz. Aişe'nin
(r.ah.) evini, kapısı mescide açılır şekilde
yapmış, onun doğusunda Ümmü Sevde'ye de (r.ah.)
kapısı Hz. Ali'nin (r.a.) koridoruna açılır tarzda
bir hane yapmıştır. Bu iki odanın karşısında Hz.
Ali'nin (r.a.) odası vardır ki, evlendikten sonra
bu oda Hz. Fatıma'nın olmuştur.
Diğer evler ise
şunlardır:
* Mescidin batı
tarafında Ebu Bekir (r.a.)'ın evi bulunmaktadır.
Bu evin Mescidin kapısına kadar uzayan bir
koridoru vardır. Evin batı tarafında ise Abdullah
b. Mes'ud'un evi yer alır.
* Ebu Bekir'in
(r.a.) evinin batı kısmında Saad b. Ebu Vakkas'ın
evi vardır.
*Sebre b. Ebu
Rehm'in evi. Bu ev doğu tarafından Mescid-i
Nebevi'nin arkasından biraz batıda yer alan Ammar
b. Yasir'in evine sınırdır.
*Cafer b. Ebu
Talib'in evi. Bu Ammar'ın evinin batısındadır.
*Abdurrahman b.
Avf (r.a.)'ın cenabiz yani kubbeler diye bilinen
üç evi.
*Müminlerin
annesi Sevde bt. Zem'a (r.a.)'ın kardeşi Abdullah
b. Zem'a'nın evi. Bu, Hz. Ömer'in kızı Hafsa'nın
evine güney cepheden bitişikti.
(Kıble Hicrî
ikinci sene Şaban veya Recep ayında, Miladi 624
yılının ocak ayında değiştirilmiştir.)
1- Bera b. Azib
(r.a.) şöyle anlatır: "Allah Resulü (s.a.v.) ile
beraber onaltı ay boyunca Beytülmakdis'e doğru
namaz kıldım. Bakara Suresindeki "Nerede olursanız
olun yüzünüzü o yana çevirin" ayeti ininceye kadar
bu böyle devam etti. Bu ayetler Hz. Peygamber
(s.a.v.) bir namazı tamamladıktan hemen sonra
nazil olmuştu. Bu ayet indiğinde oradakilerden
birisi bunun üzerine derhal kalkarak Beytü'l-Makdis'e
doğru ikindi namazı kılan Ensardan bir gurubun
yanına gitti. Burada Peygamberimiz'le (s.a.v.)
birlikte namaz kıldığına ve onun Kâbe'ye
yöneldiğine şahitlik etti. Bunun üzerine
oradakiler Kâbe yönüne döndüler.
2- Kıble
kuzeyden güneye dönünce, bunu Mescitte yapılan
değişiklik izledi.
3- Kıblenin
değiştirilmesi ile ilgili ayetten sonra Allah
Resulü (s.a.v.) mihrabını Mescidin kuzeyinden
güneyine naklederek Mekke-i Mükerreme'ye yöneldi.
4- Allah Resulü
(s.a.v.) bundan sonra iki ya da dört ay boyunca
Hz. Aişe sütununun yanında namaz kıldırdı. Daha
sonra Muhallaka Sütununa ya da Mutayyebe'nin
yanına geçerek ilerledi ve uzun süre boyunca
namazlarını burada kıldı. Burası Peygamberimiz'in
(s.a.v.) namaz kıldırdığı yer oldu ve mihrabını
buraya yaptı.
5- Hz.
Peygamber (s.a.v.) Mescidin direklerini hurma
ağacı kalaslarından yaptı. Çatısını yani mihrap
kısmı revakının çatısını yapraksız hurma
dallarıyla kaplattı. Diğer kısımların üzerini açık
olarak bıraktı. Mescidin dışında iki yanına odalar
yaptı. Mescidin yapımını tamamladıktan sonra Hz.
Aişe ile onun odasında zifafa girdi. Bu hicri
ikinci yılın şevval ayında vuku buldu.
1- Osman kapısı
ki sonraları buna Cebrail kapısı denilmiştir.
2- Mescidin
kuzeyinde Beytü'l-Makdis yönündeki kapı. Bu güney
kısımda kıble değişikliğinden sonra kapatılan
kapının karşısına açılmıştır.
3- Rahmet
kapısı. Bu bab-ı âtike olarak da bilinir.
4- Mihrabın
sağında, kıble değiştikten sonra açılan kapı.
5- Mihrabın
solundaki kapı.
Mihrabın
sağında ve solundaki bu kapılar yerinde şimdi
Peygamberimizin mihrabının kuzey ve sağ
kısımlarında parmaklıklı kısma açılan iki kapı
vardır.
1- Mescidin
yapılmasının üzerinden altı sene geçtikten sonra
Medine-i Münevvere'de müslümanların sayısı artık
iyice artmış, bir çok yerden buraya göçler
olmuştu. Bunun sonucunda Mescit müslümanlara dar
gelmeye başladı. Allah Resulü Hayber'i fethedip
bir çok ganimet ele geçirince Mescidi genişletmeye
karar verdi.
2- Bu
genişletme çalışmaları esnasında bazı evlerin
istimlak edilerek Mescide dahil edilmesi gerekti.
Hz. Peygamber (s.a.v.) bir adamdan evini bu işi
için bağışlamasını isteyerek ona "Evini Mescide
bağışlarsan, Cennette sana bir ev verilir!" dedi.
Adam bunu kabul etmedi. Bunun üzerine Hz. Osman
gelerek adamla pazarlığa girişti ve evi onbin
dirheme satın aldı. Daha sonra Peygamberimiz
(s.a.v.)'in yanına gelerek ona "Ey Allahın
Resulü!, Bu adama teklif ettiğin bedel (yani
cennette bir ev) karşılığında bu evi benden al"
dedi. Peygamberimiz de cennette bir ev
karşılığında bu evi aldı.
3-
Peygamberimiz, Mescidin çatısının yapraksız hurma
dallarıyla yapılı kalmasını tercih ediyor ve
Mescidi için şöyle buyuruyordu: "Musa'nın çardağı
gibi bir çardak", benzetmesini yapıyordu. Ancak
Ensar aralarında para ve mal toplayıp Mescid'in
daha güzel bir görünümde inşa edilmesi için Hz.
Peygamber'e (s.a.v.) baş vurdular. Peygamberimiz
bunları "Ben kardeşim Musa'nın yapmadığını yapmak
istemem" diye cevapladı ve Mescid'e her yönden
dört sütun ilave etti. Mescid'in kuzey ve batı
yönlerlerinden bir kısmını yine çatısız üstü açık
olarak bıraktı. Çatı olan kısmın yüksekliğini yedi
ziraya çıkardı. Bunların sonucunda Mescidin kenar
uzunluğu yüz zirayâ yüz zirâ, yani elli metreye
elli metre oldu.
Allah Resulü
(s.a.v.) Ensardan birine ait olan, Mescide komşu
geniş ve boş bir arsayı da Mescid'e dahil etti.
Bazı sahabeler "Ey Allahın Resulü (s.a.v.)
Mescid'in binasını genişletseniz.." diyerek
Peygamberimizden Mescid'in genişletilmesini talep
etmişlerdi. Hz. Peygamber (s.a.v.) de bu talebi
yerine getirdi ve Mescid'in bu kısmını erkek ve
dişi kerpiçlerle yani biri uzunluğuna diğeri de
enlemesine konulan farklı tipte kerpiçlerle inşa
etti.
1- Bu sütun
kıble yönünden Hz. Peygamber'in (s.a.v.) mihrabına
bitişiktir. Başlangıçta bu sütunun yeri
Peygamberimiz'in (s.a.v.) mübarek mihrabının
sağına düşmekteydi. Bugün bu sütunun üzerinde
Peygamberimizin mübarek mihrabı vardır ve üzerinde
"el-Üstüvanetü'l-Muhallaka" yazmaktadır.
Bu sütunun
böyle isimlendirilmesinin sebebi:
1- Allah Resulü
(s.a.v.) bir namaz esnasında kıble tarafında yerde
bir balgam gördü ve bu onun ağırına gitti. Ancak
bu defa balgamın yüzüne sürüldüğünü farketti ve
kalktığında bunu eliyle silerek şöyle dedi:
"Biriniz namaza durduğunda rabbine niyaz eder.
Rabbi onunla kıble arasındadır. Bu yüzden kimse
kıble tarafına doğru tükürmesin! Soluna ya da
ayaklarının altına tükürsün!" Başka bir rivayete
göre ise: Bu sırada bir sahabe kalkarak ve yerden
tükrüğü silerek yerine "halûk" denilen güzel
kokudan sürmüş ve bu Peygamberimiz (s.a.v.)'in
hoşuna gitmiştir. Bu, Mescid-i Nebevi'ye sürülen
ilk güzel koku kabul edilir.
2- Muhallaka
ismi bu sütunla birlikte, buna doğu tarafından
komşu başka bir sütuna da verilmiştir.
1- Aişe sütunu,
Ravza-i Mutahhara'nın ortasında yer alır.
Peygamberimiz (s.a.v.) kıblenin değiştirilmesinden
sonra iki ya da üç ay süreyle bu sütunu mihrap
edinmişti. Daha sonra ise Muhallaka Sütunu'nun
olduğu yeri mihrap olarak kullandı.
Bu sütunun
böyle isimlendirilmesinin sebebi:
2- Bazı
sahabeler bir gün Hz. Aişe'nin yanında
oturuyorlardı. Hz. Aişe'nin yeğeni Urve b. Zübeyr
de bu meclisteydi. Hz. Aişe bu guruba şöyle
söyledi: "Mescitte öyle bir sütun var ki insanlar
onu bilseler yanında namaz kılmak için oklarla
birbirlerine girerler!" Bu söz üzerine oradakiler
bunun hangi sütun olduğunu sordular. Hz. Aişe ise
cevap vermedi.
3- Yanındakiler
kalktıktan sonra Hz. Aişe, İbn Zübeyr'e gizlice
birşeyler söyledi. O da kalkıp bu sütunun yanına
geldi ve orada namaz kıldı. Oradaki bazı sahabiler
de Urve'nin ne yapacağını gözlüyorlardı. Urve
burada namaz kıldıktan sonra bu sahabelerde gelip
sütunun yanında namaza durdular. Bunun üzerine bu
sütun Aişe sütunu olarak adlandırıldı. Bugün de
üzerinde "Aişe Sütunu" yazmaktadır.
Aişe sütununun
diğer isimleri:
A- Kura Sütunu:
Aişe sütununun diğer bir ismi de kura sütunudur.
Bunun nedeni Hz. Aişe'nin yukardaki konuyla ilgili
başka bir rivayette, "...İnsanlar onu bilseler
yanında namaz kılmak için oklarıyla kura
atarlardı!" demesidir.
B- Muhacirler
Sütunu: Muhacirler bu sütunun etrafında
toplandıkları için bu sütuna muhacirler sütunu da
denmiştir.
C- Muhallaka
Sütunu: Muhallaka ismi bu sütun için de
kullanılır. Ancak el-Üstüvanetü'l-Muhallaka
denildiğinde ilk akla gelen yukarıda belirtilen
mihraba bitişik olan sütundur.
Bu, büyük
sahabi Ebu Lübabe el-Ensari'nin kendini bağlayarak
bir nevi tutsak ettiği sütundur. Ebu Lübabe
buradayken şöyle adamıştır: "Allaha yemin olsun ki
Allah tevbemi kabul edinceye ve Hz. Peygamber
(s.a.v.) beni çözerek serbest bırakıncaya kadar
kendimi çözmeyeceğim!"
Peygamberimiz
(s.a.v.) antlaşmalarını bozarak ihanet eden ve
düşman ordusuyla birleşen Beni Kurayza
Yahudilerini muhasara etmişti. Bu muhasara uzun
sürüp kalplerine korku düşünce Yahudiler
Peygamberimiz'den (s.a.v.) kendilerine görüşmeleri
için elçi olarak Ebu Lübabe'yi göndermesini
istediler. Zira Ebu Lübabe'nin İslamdan önce
Yahudilerle antlaşması vardı.
Ebu Lübabe
Yahudilerin yanına geldiğinde Yahudiler
çocuklarını ona doğru gönderdiler. Çocuklar hep
birlikte ona yalvarıyor, kadınlar ise merhamet
dilenerek bağırışıyorlardı. Geldiğinde Ebu
Lübabe'ye sordular: "Ne dersin Muhammed'in
vereceği hükme razı olalım mı?" Ebu Lübabe ise:
"Eğer buna razı olursanız..." diyerek eli ile
boğazını kesme hareketi yaptı ve bununla "Muhammed
sizi keser" demek istedi. Ebu Lübabe bunu şöyle
anlatıyor: "Allaha yemin ederim ki daha geriye bir
adım bile atmadan Allaha ve Resulüne ihanet
ettiğimi anladım." Bunun üzerine Ebu Lübabe artık
Hz. Peygamber'in (s.a.v.) yanına gitmedi ve
doğrudan Mescitteki bu direğin yanına giderek
kendini bağladı. Peygamberimiz (s.a.v.) bunu
işittiğinde şöyle dedi: "Eğer önce bana gelip af
dileseydi afvederdim. Fakat o kendince böyle
yaptığı için Allah onun tevbesini kabul edinceye
kadar onu ben serbest bırakamam."
Beni Kureyza
Yahudilerinin kuşatması bittiğinde Peygamberimiz
Medine'ye döndü. Ebu Lübabe hâlâ daha bağlı olduğu
sütunda duruyordu. Kızı yanına gelip onu namaz ve
ihtiyaçları için çözüyor ve tekrar bağlıyordu.
Peygamberimiz
(s.a.v.) Ümmü Seleme'nin evindeyken Allah Teala
ona Ebu Lübabe'nin tevbesini kabul ettiğini
bildirdi. Ümmü Seleme bununla ilgili olarak şöyle
der : "Peygamberimiz (s.a.v.)'i bir seher vaki
gülerken gördüm. Ona :"Ey Allah Resulü! Allah
yüzünü her zaman güldürsün! Gülmenin sebebi
nedir?" diye sordum. Allah Resulü (s.a.v.): "Ebu
Lübabe'nin tevbesi kabul edildi" dedi. Ümmü Seleme
ise: "Ona müjdeleyeyim mi, Ey Allahın Resulü" diye
sordu. Hz. Peygamber (s.a.v.) de " İstiyorsan tabi
ki" cevabını verdi. Bunun üzerine Ümmü Seleme
odasının kapısına çıktı ve -hicap emri henüz
gelmemişti- "Müjde! Ey Ebu Lübabe, Allah seni
afvetti" diye seslendi.
Ebu Lübabe'nin
Allah tarafından bağışlandığı haberi duyulunca
halk onu bu durumundan kurtarmak için hemen Ebu
Lübabe'nin yanına geldi. Ebu Lübabe ise: "Hayır!
Beni Peygamberimiz (s.a.v.) gelip kendi elleriyle
serbest bırakıncaya kadar kendimi buradan çözmem"
dedi.
Sabah
namazından sonra Peygamberimiz (s.a.v.) Ebu
Lübabe'nin yanına gelerek onu serbest bıraktı. Bu
olaydan sonra Ebu Lübabe'nin kendini bağladığı
sütun "Tevbe Sütunu" olarak bilinir oldu.
1- Bu sütun
Peygamberimiz (s.a.v.)'in itikaf ettiği yerdedir.
Hz. Peygamber (s.a.v.) için bu sütunun yanına
yapraksız ve yapraklı hurma dallarından bir yatak
konurdu. Bu sütun bugün Peygamberimiz (s.a.v.)
odasının penceresine bitişiktir.
2-Peygamberimiz
(s.a.v.) mescitte itikaftayken buradan başını
odasının içinde bulunan Hz. Aişe'ye uzatır o da
Allah Resulü'nün (s.a.v.) saçını düzeltir ve
tarardı.
Bu sütun
Peygamberimiz (s.a.v.)'in mübarek kabirlerinin baş
kısmının karşısındadır. Halen demir parmaklıkların
dahilinde bulunmaktadır.
1-
Peygamberimiz (s.a.v.) Yahudi ve Hristiyanların
İslama ve müslümanlara olan kinini görünce
Ashab'tan nöbetle kendisini korumalarını istedi.
Peygamberimiz'e (s.a.v.) muhafızlık yapmış bu
kişilerden bazıları şöyledir.
** Ali b. Ebu
Talip
** Sa'd b. Ebu
Vakkas (Hadis-i şerifte bildiriliyor)
** Sa'd b. Muaz
(Bedr günü muhafızlık yapmıştır)
** Muhammed b.
Mesleme (Uhud günü muhafızlık yapmıştır)
** Bilal b.
Rabah (Vadi'l-Kurâ'da muhafızlık yapmıştır.)
2- Yüce Allah,
"Allah seni insanların vereceği zararlardan korur"
ayetini indirince Peygamberimiz (s.a.v.) odasından
dışarıya çıkıp muhafızlara bu ayeti okumuş ve
onları göndermiştir.
3- Emiru'l-Müminin
Ali b. Ebu Talip de bu sütunun yanında onu
arkasına alarak namaz kılardı.
1- Allah Resulü
(s.a.v.) kendisine gelen Arap heyetleriyle bu
sütunun yanında oturarak görüşür ve onlardan
İslama uyma üzerine biat alırdı. Ayrıca Beni Temim
heyetinin gelip Hz. Peygamber'i (s.a.v.) odaların
arka tarafından yüksek sesle çağırmaları hadisesi
de bu sütunun yanında cereyan etmişti. Bu heyet
gelip Hz. Peygamber (s.a.v.)'e şöyle
seslenmişlerdi "Ey Muhammed! Yanımıza gel! Seninle
şan şeref yarışına girelim!" Bunun üzerine yüce
Allah şu ayetleri indirdi: "(Resulüm!) Sana
odaların arka tarafından bağıranların çoğu aklı
ermez kimselerdir. Eğer onlar, sen yanlarına
çıkıncaya kadar sabretselerdi elbette kendileri
için daha iyi olurdu."
2-
Peygamberimiz (s.a.v.) bunlarla görüşmek için
çıkarak Mescitte bu sütunun yanına oturdu. Bunun
üzerine Beni Temim heyeti de oraya geldi ve
hatipleri olan Attar b. Hacip kavmini öven sözlere
başladı. Allah Resulü (s.a.v.) de Sabit b. Kays'a
buna karşılık vermesini emretti. Ardından Beni
Temim'in şairi Züberkan b. Bedr kalkarak girişi
şöyle olan bir kaside söyledi: "Bizler şerefli
bir kavimiz, hiç bir şehir bize denk değil!
Krallar bizden
çıkar ve ganimetin dörtte birini biz alırız."
Bunun üzerine
Hz. Peygamber (s.a.v.) şairi Hassan b. Sabit'i
çağırttı. Hassan nefes nefese kalmış bir halde
çarşıdan getirildi. Hz. Peygamber (s.a.v.) ondan
Beni Temim'in şairine karşılık vermesini istedi.
Hassan da hemen irticali olarak aynı vezin ve
kafiyede girişi şöyle olan bir kaside söylemeye
başladı: "Fihr soyunun ileri gelenleri ve
kardeşleri insanlara uyulacak bir yol çizdi,
Bundan kalbinde, Allah korkusu ve onun emrine
saygı olan herkes hoşnut, Bu topluluk düşmanla
savaşınca onu mahveder, dosta yardım etmek isterse
mutlaka eder."
3- Kaside
tamamlanınca Temim kabilesinden Akra b. Hâbis
kalkarak "Babam üzerine yemin olsun ki! Bu adama
gerçekten Kitap verilmiştir! Onun hatibi
bizimkinden daha üstün, şairi de bizimkinden daha
iyi şair. Sesleri de daha gür ve yüksek" dedi.
Neticede Temim kabilesi müslüman oldu. Bunun
üzerin Allah Resulü (s.a.v.) onları en güzel
hediyelerle mükafaatlandırdı.
4- Hz.
Peygamber (s.a.v.) yine aynı sütunda Beni Sa'd b.
Bekir heyetini temsil eden Dımam b. Sa'lebe'yi de
karşılamıştır. Bu karşılama şöyle meydana geldi:
Dımam Allah Resulü (s.a.v.) ve ashabın olduğu yere
kadar gelerek durdu. Hz. Peygamber'i tanımadığı
için onlara doğru dönüp "Abdulmuttalib'in oğlu
hanginiz?" diye sordu.
5-
Peygamberimiz (s.a.v.) "Abdulmuttalib'in oğlu
benim!" dedi. Adam "Muhammed mi? Ey
Abdulmuttalib'in oğlu. Sana bazı sorular soracağım
ve biraz başını ağrıtacağım, bana darılma ve
alınma" dedi. Allah Resulü (s.a.v.) de "Aklına
geleni sor, darılmam" diye karşılık verdi. Bunun
üzerine Dımam: "Senin, senden öncekilerin ve
sonrakilerin İlahı olan Allah aşkına söyle! Sana,
bize yalnızca O'na ibadet etmeyi ve O'na ortak
koşmamayı, ecdadımızın ibadet ederek O'na ortak
koştukları şeyleri tümüyle terketmeyi emretmen
için Allah mı emir verdi?" diye sordu.
Peygamberimiz (s.a.v.) buna "Evet" diye karşılık
verdi. Dımam devamla: "Senin senden öncekilerin ve
sonrakilerin ilahı olan Allah aşkına söyle! Beş
vakit namaz kılmayı Allah mı emretti?" dedi.
Peygamberimiz (s.a.v.) yine "Evet "cevabını verdi.
Dımam bundan
sonra dinin vecibelerini teker teker sayarak aynı
şeyi sordu ve Hz. Peygamber (s.a.v.) hep "Evet"
cevabını verdi. Sonunda Dımam kelime-i şehadet
getirerek müslüman oldu ve "Ben dinin bu
vecibelerini yerine getirip bundan fazlasını
yapmam" diyerek, geri dönmek için devesine doğru
gitti. Bunun üzerine Allah Resulü (s.a.v.): "Eğer
doğru söylediyse kurtuluşa erdi" buyurdu. Başka
bir rivayette "Eğer şu saçı örgülü adam doğru
söylediyse cennete girer" buyurmuştur.
6- Bu sütun
ayrıca "Gerdanlık Meclisi" olarak da bilinir. Zira
ashabın en üstün şahsiyetleri burada biraraya
gelirdi.
1- Bu sütun
Peygamberimiz'in (s.a.v.) gece namazı için
kalktığında teheccüd kıldığı yerdir.
2- Bu sütun şu
anda Peygamberimiz'in (s.a.v.) hücre-i
saadetlerinin içinde pencereli kısmın dahilinde
kalmıştır. Peygamberimiz (s.a.v.) için her gece
yer yaygısı çıkarılır, gece olup insanlar evlerine
çekilince bunu Hz. Ali'nin evinin arka kısmına
yere serer ve gece namazını kılardı. Hz. Peygamber
(s.a.v.) kendisi gibi gece namazı kılanların
sayısının arttığını görünce bu yaygının
kaldırılmasını emretti. Sabah olunca yanına
gelenlere "Ben gece namazı sizlere farz kılınır da
sonra buna gücünüz yetmez diye endişelendim"
buyurdu.
1-Cebrail
makamı da denen bu sütunun yanında Hz. Fatıma'nın
(r.ah.) kapısı vardır. Peygamberimiz (s.a.v.)
bazen buraya gelir ve Hz. Fatıma'nın (r.ah.)
kapısının iki köşesine tutarak "Selam olsun
sizlere! Ey Aile halkım (Ehli beytim)!Allah sizden
kötülükleri gidermek ve sizi tam olarak temizlemek
istiyor!" derdi.
2- Bu sütun
ayrıca Cebrail (a.s.)'ın makamı sütunu olarak da
bilinir.
3- Bu sütun
günümüzde Peygamberimiz'in (s.a.v.) mübarek
kabirlerini çevreleyen duvarın içinde kalmıştır.
Bu yüzden Mescidi ziyaret edenlerin bu sütunu
görmeleri mümkün değildir.
1-Hz. Peygamber
(s.a.v.) ashab ile beraber otururken bir yabancı
geldiğinde Peygamberimiz (s.a.v.)'i gurup içinde
ayırdedemezdi. Bu yüzden sabahiler Peygamberimiz
(s.a.v.) için, yabancıların geldiklerinde onu
tanımaları için bir oturma yeri yapmak istediler.
Böylece Peygamberimiz'e (s.a.v.) killi topraktan
bir oturma yeri yaptılar.
2- Minber
başlangıçta balçıktan yapılmış bir oturma yeri
durumundaydı. Hz. Peygamber (s.a.v.) buraya oturur
ve yabancılar geldiklerinde onu tanıyabilirlerdi.
Ayrıca cuma günleri onun üzerine çıkarak hutbe
okurdu.
3- Görünen o ki
balçıktan yapılmış bu minber meşhur hurma ağacı
kütüğünün bitişiğindeydi. Bilindiği gibi minber
Medine yakınındaki ormanın ağaçlarından hicri
dokuz ya da sekizinci senede yapılmıştı.
1- Hz.
Peygamber (s.a.v.) hutbe irat edip konuşma
yaparken ayağa kalkar ve bazen uzun süre ayakta
kalırdı. Bu durum onu yorduğu için bir hurma ağacı
gövdesi getirtti ve bu toprak kazılarak, Hz.
Peygamber (s.a.v.) kalktığında yaslanabileceği
şekilde yanına dikildi. Artık Peygamberimiz
konuşma yaparken uzun süre ayakta kaldığında buna
dayanıyordu. Bu durumu Medine'ye yeni yerleşmiş
bir kişi gördü ve yanındakilere: "Muhammed'e işini
görecek bir şey yaptığımda beni öveceğini bilsem,
üzerinde duracağı bir kürsü yapardım. O da dilerse
oturur, dilerse ayağa kalkar" dedi. Bu sözler
Peygamberimiz'e (s.a.v.) ulaştığında "O adamı
yanıma getirin" dedi ve geldiğinde ondan bu üç
basamaklı minberi yapmasını istedi. Bu
yapıldığında Peygamberimiz daha da rahatladı.
1-
Peygamberimiz (s.a.v.) kendisine yapılan bu
minberi kullanıp hurma kütüğüne yaslanmayı
bıraktığı sıralarda bir gün bu kütük develerin
inlediği gibi inleyerek yakardı. Peygamberimiz
minberin üst kısmından aşağıya inerek eliyle onu
okşadığında ise sustu.
2- Minberin
yapılmasını isteyen ilk kişinin Temim ed-Darimi
olduğu ve minberi yapanın da
-ismi konusunda
ihtilaf olmakla beraber- Meymun olduğu söylenir.
3- Hz.
Peygamber (s.a.v.) minberin üçüncü basamağında
durarak konuşurdu. Sonra Ebu Bekir hutbelerinde
bir basamak aşağıya indi. Daha sonra ise Hz. Ömer
bir basamak daha inmiş ve Hz. Osman ise
hilafetinin altı senesi boyunca en alt basamakta
ayakları zemine basarak hutbe irat etmiştir. Daha
sonra mescide gelenlerin çoğalması üzerine,
konuştuğunda insanların görebilmesi için Hz.
Peygamber‘in (s.a.v.) konuştuğu yere çıkmıştır.
4- Mervan b.
Hakem minberin alt kısmına altı basamak daha ilâve
ederek onu yükseltti. Mervan bu hareketinin
sebebini, Mescide gelenlerin sayısı arttığından
dolayı bunu yaptım diyerek belirtmiştir.
5- Mescit bu
haliyle hicri 654 yılına kadar kaldı. Bu tarihte
Mescit yandı ve bundan sonra Abbasi Devleti'nin
egemenliği sona erdi.
6- Sonra
Yemenli hükümdar Muzaffer sandal ağacından
yanlarda birer topuzlu bir minber yaptırarak hicri
656 senesinde Hz. Peygamber'in (s.a.v.) Minberinin
yerine koydu.
7- Zahir
Rükneddin Baybars bir minber yaptırıp gönderdi ve
onu Yemen Hükümdarı Muzaffer'in yaptığı
minberin yerine koydu.
8- Sonra Zahir
Berkyaruk 797 yılında başka bir minber daha
gönderdi ve onu Baybars'ın gönderdiği minberin
yerine koydu.
9- Sonra
Müeyyed Şah 820 senesinde bir minber gönderdi. Bu
minber 886 senesinde yandı.
10- Medine
halkı bu yanan minber yerine alçı ile kaplanmış
tuğladan yeni bir minber inşa etti. 888 yılında
yıkılana kadar hutbe bu minber üzerinde okundu.
11- Daha sonra
Eşref Kartabay adına mermer minber yapılarak bunun
yerine konuldu.
12- Daha sonra
Osmanlı Padişahı IV. Murat 998 H. tarihinde tam
anlamıyla bir şaheser ve dünya harikası bir mermer
minber yaptırıp göndermiştir.
Minber iki
basamak ile üstte bir oturma veya konuşma yerinden
oluşmaktadır.
1- Minberin
yüksekliği iki zirâ bir karış ve üç parmaktır. Bu
125 cm'ye eşittir.
2- Basamaklar
ise bir karıştır. Başka bir rivayette zirâ'ın üçte
biridir. Buna göre 18 ile 25 cm arasıdır.
3- Basamakların
genişliği bir karıştır. (18-25 cm)
4- Minberin
genişliği bir zirâ yani 50 cm'dir.
5- Uzunluğu da
bir zirâ yani 50 cm'dir.
6- İki
taraftaki trabzanların yüksekliği ise bir karış ya
da biraz daha fazla yani 25 cm dir.
7- Minberin üç
tane tahta parçasından meydana gelen bir de
yaslanma yeri vardı.
1-
Peygamberimiz (s.a.v.)'in Mescidi yaptıktan sonra
evinin ilk inşa ettiği kısmı Hz. Aişe'nin (r.ah.)
odası ile onun doğusunda Hz. Sevde'nin (r.ah.)
odası idi. Hz. Aişe'nin (r.ah.) odasının Ravza-i
Mutahhara'ya açılan bir kapısı vardı.
Peygamberimiz Hz. Aişe'nin (r.ah.) evinde olduğu
zamanlar namaza bu kapıdan çıkardı. Mescitte
itikafa girdiğinde ise mescitten doğru başını Hz.
Aişe'nin (r.ah.) odasının içine uzatır, Hz. Aişe
de (r.ah.) Peygamberimizin saçını düzeltir ve
tarardı.
2-
Peygamberimiz (s.a.v.), ölüm hastalığana
yakalandığında müminlerin anneleri olan zevceleri,
hastalık bakımının Hz. Aişe'nin (r.ah.) odasında
yapılması konusunda izin istediler. Peygamberimiz
bunu kabul etti ve bu odada vefat etti ve buraya
defnedildi. Hz. Aişe (r.ah.) validemiz
peygamberimizin kabr-i şerifine kırmızı bir kadife
serdi ve sonra Hz. Peygamber (s.a.v.) buraya
konuldu ve kadife, üzerine katlanarak üzeri
toprakla örtüldü. Bu şekilde kabir toprak
yüzeyinden hafiçe yükseltildi.
3- Peygamber
efendimizin kabri Hz. Aişe (r.ah.)'ın odasının
güney kısmındadır. Hz. Aişe (r.ah.) bundan sonra
kabirle arasında her hangi bir engel ve örtü
bulunmaksızın odanın güney kısmında kalmaya devam
etmiştir. Hz. Ebu Bekir (r.a.) vefat ettiğinde Hz.
Aişe (r.ah.) onun Peygamberimizin yanına
defnedilmesine müsaade etmiştir. Hz. Ebu Bekir
için Peygamberimizin kabrinin yarım metre soluna
başı Hz. Peygamber'in (s.a.v.) mübarek omuzları
hizasına gelecek şekilde bir kabir kazılmıştır.
Hz. Aişe "Bunların biri eşim diğeri de babam"
diyerek Peygamberimiz (s.a.v.) ile Ebu Bekir'in
(r.a.) kabirleri arasını her hangi bir şeyle
bölmemiştir.
4- Halife Hz.
Ömer (r.a.), ölümüne sebep olan suikastte
yaralandığında bu iki can dostunun yanına
defnedilmek istedi. Hz. Aişe (r.ah.) buna izin
verdi ve Hz. Ömer'in mezarı Hz. Ebu Bekir'in yarım
metre yakınına, başı onun omuz hizasına gelecek
şekilde kazıldı. Hz. Ömer'in boyu uzun olduğundan
ayakları odanın doğu tarafından temele kadar geldi
ve bu yüzden temelin altından da bir miktar
kazıldı. Hz. Aişe (r.ah.) Hz. Ömer'in (r.a.)
kabriyle diğer iki mübarek kabir arasını ayırdı.
Zira Hz. Ömer (r.a.) ona namahrem idi ve Hz. Aişe
(r.ah.) bu mahremiyete Hz. Ömer (r.a.) vefat
ettikten sonra da saygı göstermek istedi.
1- Hz. Ömer
zamanında nüfus artınca, halk "Ey müminlerin emiri
Mescidi genişletseniz..." diye talepte bulundular.
2- Hz. Ömer de
mescide komşu evi olanları davet ederek onlara "Şu
üç seçenekten birini seçin: Ya evleri satın ben de
bedelini vereyim; ya bağışlayın ben de size
müteşekkir olayım; ya da Peygamber Mescidine
sadaka olarak verin" diye teklif etti. Ev
sahipleri de bunu kabul etti.
3- Hz. Ömer
Mescidi genişleterek Mescidin boyunu yüz kırk zirâ
(yetmiş metre), enini yüz yirmi zirâ (altmış
metre) yaptı. Güney kuzey ve batı olmak üzere üç
yönden yaptığı ilavelerle yüksekliğini de onbir
zirâ yani beş buçuk metreye çıkardı.
4- Hz. Ömer
Mescidin temeline de ilâveler yaparak altı ayak
derinliğine ulaştırdı.
5- Hz. Ömer ve
Hz. Ebu Bekir'in evinin tamamını ve Abbas ve Cafer
b. Ebu Talib'in evlerinin yarısını da mescit içine
katmıştır.
1- Mescidin
batı kısmında iki kapı:
* Babu's-Selâm:
Hz. Ömer'in açtığı yeni bir kapıdır.
* Rahmet
kapısı: Bab-ı Âtike olarak da anılır.
2- Mescidin
kuzeyinde iki kapı
* Biri eski
kapı
* Diğeri de
ilk kapının batısında yeni bir kapı
3- Doğu yönünde
iki kapı
* Cebrail
kapısı ki bu önceden "Osman kapısı" olarak
bilinirdi.
* Kadınlar
kapısı
1- Halk Hz.
Osman'a Mescidin darlığından yakınmış ve
genişletilmesini talep etmişti. Hz. Osman da ileri
gelen sahabilerle konuyu görüşmüş ve müslümanları
rahatlatacak şekilde mescidin yıkılarak
genişletilmesi fikri kabul edilmişti.
2- Hz. Osman
söz sahibi kimselerin muvafakat ve desteğini aldı
ve bir gün öğle namazını kıldıktan sonra konuyu
halka arzetti. Daha sonra minbere çıkıp Allaha
hamd-ü sena ederek şöyle konuştu: Ben
Peygamberimizin (s.a.v.) Mescidini genişletmek
istiyorum. Hz. Peygamber'in (s.a.v.) "Kim bir
mescit inşa ederse Allah da cennette ona bir
mescit yapar" buyurduğuna tanıklık ederim. Bu işi
benden önce yapanlar da vardır. Emiru'l-Müminin
Hz. Ömer de Mescidi genişletmişti. Ben de Mescidin
yıkılıp daha geniş bir şekilde yapılması hususunda
ileri gelen sahabilerle görüştüm." Bu konuşmadan
sonra halk da bu fikri uygun gördü.
3- Hz. Osman,
Hz. Hafsa'nın ve Hz. Mervan b. Hakem'in evinden
geriye kalan kısmı satın aldı. Mervan'ın evi Abbas
b. Abdulmuttalip ve Cafer b. Ebu Talib'in
evlerinin bir kısmından oluşmaktaydı.
4- Mescidin
genişletilmesine Hicri yirmidokuz senesinin
Rebiulevvel ayında başlandı. Hz. Osman da bizzat
inşa işine katılmıştı. Hatta Mescidin yapımının
başından sonuna kadar çalıştı. Çalışırken
Mescitten çıkmazdı. Sabah kalkar kalkmaz Mescid'e
gelerek işcilerle beraber çalışmaya koyulurdu.
Namaz vakti geldiğinde onlara namaz kıldırırdı.
Bazen uyumaya evine gider, bazen de Mescitte
uyurdu. Hz. Osman emriyle hurma kütüğü oyulup,
içinde kireç elenerek hazırlanırdı.
1- Hz. Osman
(r.a.) Mescidin sütunlarını işlenmiş desenli
taştan yaptırdı. Bu sütunlarda demir direkler ve
kurşun vardı.
2- Mescidin
tavanını saç ağacı kerestesiyle örttü. (Bu sert
bir ağaç türüdür)
3- Mescidin
yapımında işlenmiş taşlar, yapraksız ve yapraklı
hurma dalları ve kireç kullanılmıştır.
4- Mescidi
kireç ile badana yaptı.
5- Doğu ve batı
tarafına revaklar yaptı.
1- Kıble tarafı
genişletildi.
2- Dört köşeli
sütundan sonrasına bir sutun daha eklendi.
3- Kuzey
tarafına 50 zirâ (25 metre) genişletildi.
1- Velid b.
Abdülmelik Hz. Ali'nin oğlu Hz. Hasan'ın (r.ahm.),
namazı evinde dostlarıyla beraber kıldığını görüp
insanların onun etrafında kümeleşmesinden kaygı
duymuş ve Hz. Fatıma'nın evini Mescid'e katmaı
planlamıştı. Bunun üzerine Velid Mescidi
genişletip Hz. Peygamberin kabrini de Mescid içine
almaya karar verdi.
2- Hicrî 88
yılı Safer ayında Mescidin belirli yerlerini
yıkmaya başladı. Genişletme işinin tümü ise üç
sene sürerek Hicri 91 senesinde tamamlandı.
3- Velid,
Bizans Kralından yardım istemiş ve Kral da yüz
işçi kırk yük mozaik süsleme ve birkaç yük de
kandil zinciri göndermiştir.
4- Temeli
taştan yaptı. Duvarları sıraya göre dizilmiş,
işlenmiş oymalı taşlardan yaptı. Mescidin
sütunlarını taştan yaptı ve demir direkler ve
kurşun ile sütunları sağlamlaştırdı. Tavanı sert
bir ağaç olan Sac ağacından yaptı. Mescidin
tavanını altın suyuyla kapladı ve duvarları
desenli mozaikler ve mermerlerle süsledi.
5- Batı
tarafındaki duvarın kalınlığı iki zirâdan biraz
azdı (95 cm.). Doğu duvarı ise su akıntı bölgesi
içinde olduğu için iki zirâ dört parmak enindeydi.
6- Şiddetli ve
uzun süre yağmur yağdığında mescidin zarar
görmemesi ve namaz kılanların zor durumda
kalmaması için Mescide üst üste iki çatı yapıldı.
Alttaki çatının yüksekliği 12.5 metreydi. Ikdu'l-Ferit
adlı eserinde İbn Abdi Rabbih Mescidi şöyle tasvir
etmektedir: "Peygamber Mescidi'nin kıble
tarafındaki döşeme taşları yere doğudan batıya
doğru enlemesine döşenmişti. Her safta onyedi
direk vardı. Her iki direk arasında büyük ve geniş
bir açıklık vardı. Kıble tarafındaki direkleri
kireçle beyaza boyanmıştı ve oldukça yüksekti.
Mescidin diğer sütunları ise mermerdendi. Kireçle
boyalı taş sütunlar çok büyük dörtgen kaidelere
oturtulmuştu. Bu sütunların tepeleri altın
süslemeli idi ve tavanla bitiştikleri yerlerde
sütun başlığı vardı. Bu sütun başlıkları altın
kaplamalı ve desenli idi."
Mescidin tavanı
da aynı şekilde altın kaplamalı olan sütun
başlıkları üzerindeydi.
7- Velid b.
Abdülmelik Mescidi 19 metre daha genişletti. Bunun
9 metresi batı yönünden 10 metresi ise doğu
yönündendi. Mescidin doğu tarafındaki odaların
Mescid içine alınması da bu genişletme
çalışmalarıyla olmuştur.
Minareler
Ömer b.
Abdulaziz Mescidin her bir köşesine bir minare
yaptırdı. Bu minarelerin gövdeleri dörtgen
şeklinde ve 4x4 metre boyutlarındaydı.
1- Güney
doğudaki minare 27.5 metre
2- Kuzey
doğudaki 27.5 metre
3- Kuzey
batıdaki ise 26.5 metre idi.
Güneybatı
kısmındaki dördüncü minare ise, Mervan b. Hakem'in
evine bakıyordu. Bu ev Emevi halifelerinin
Medine'ye geldiklerinde kaldıkları evdi. Süleyman
b. Abdülmelik Hilafeti döneminde haccettiğinde bu
evde kalmış ve o evdeyken müezzin eve bakarak
içeriyi görmüştü. Bunun üzerine Süleyman bu
minarenin yıkılmasını emretti. Minare derhal
yıkılarak olduğu yer toprak seviyesine getirildi.
1- Halife Mehdi
zamanında hicri 161 senesinde Mescid-i Nebevi'nin
genişletilme çalışmaları yeniden başladı. Bu
çalışmalar beş sene sürdü ve Hicri 165 yılında iş
bitirildi.
2- Mehdi
Mescidin boyunu 27 metre genişletti. Abdurrahman
b. Avf'ın "Daru'l-Melike" diye bilinen evini
Abdullah b. Mesud'un "Daru'l-Kurra" diye bilinen
evini, ayrıca Şurahbil b. Hasene ve Misver b.
Mahreme'nin de evlerini Mescidin içine kattı.
3- Mehdi
Velid'in Mescidin kuzeyine yaptığı ilaveleri
yıkarak bu kısma ellibeş zira kadar ilave yaptı.
Ayrıca Mescidin bu kısmı üzerinde geniş çaplı
tadilatlar gerçekleştirdi ve mozaik ile desenler
oluşturdu.
1- 654 yılında
bir gün işçilerden biri elindeki ateşle Mescide
girmiş ve dalgınlığı sonucu ateş örtüleri
tutuşturarak yangın çıkmasına sebep olmuştu. Çıkan
yangın derhal büyüyerek tavana kadar ulaşmıştı.
Halk uykularından uyanarak gece karanlığında
yangını söndürmeye koşup bütün gayretlerini
göstermişlerdi. Ancak yangın tavandaki ahşap kısmı
bütünüyle yok ettiği gibi süslemeleri ve yaldızlı
örtüleri de ortadan kaldırdı. Bu yangın Medine'de
yönetime Şiiler hakimken olmuştu.
2- Bu yangın
Allahın bir lütfu olarak Allah Resulü (s.a.v.)'in
mübarek odalarına ve Osman (r.a.) Mushafının da
olduğu Mukaddes emanetlerin bulunduğu türbe
bölümüne sıçramamıştı. Yangından sonra mescidin
sütunları hurma ağaçları gibi rüzgarla sağa sola
sallanır hale geldi.
3- Abbasi
Halifesi Mutasım Billah, Bağdat yakınlarına kadar
gelmiş Tatar tehdidiyle meşguliyetine rağmen
Mescidin yeniden yapımı için gerekli alet ve
ustaları göndererek 655 tarihinde onarımı
başlattı. Nitekim Tatarlar daha sonra Bağdat'ı ele
geçirdiler ve kısa bir süre sonra Mutasım'ı
öldürdüler.
4- Bu onarımda
Mescidin tavanı Peygamberimizin Mübarek
odalarının tavanıyla eşit hale getirildi. Aynı
zamanda yapım esnasında Hz. Peygamber'in (s.a.v.)
Mübarek odalarına bir şey düşmesinin önüne geçmek
için araya bir engel konuldu. Bu onarımla
Peygamberimizin Mübarek odalarının tavanı da onu
Mescidin yüzeyinden ayırmak için bir insan boyu
(bir buçuk-iki metre) kadar kerpiçten parmaklık
tarzında örüldü.
1- Sultan
Kalavun Salihi Mescid'e, sütun başları üzerine
oturan tavana bitişik kısmı dörtgen üstten ise
sekizgen ahşap bir kubbe yapılmasını emretti. Bu
kubbenin üzerine ahşap, onun üstüne de kurşun
levhalar çaktırdı ve burada çatının görüneceği
şekilde bir de fener açtırdı.
2- Bu kubbe
Sultan Muhammed b. Kalavun zamanında kurşun
levhaların çıkması sonucu yağmurdan çekinildiği
için yenilendi.
3- Şerîflerin
hakimiyeti döneminde 765 H. senesinde Kubbe
sağlamlaştırıldı.
4- Yine 881 H.
senesinde kubbe tamir edilip sağlamlaştırılarak
Allah Resulü (s.a.v.)'in Hücre-i saadetlerine su
sızması engellendi.
1- Bu sene
içersinde Mescidin büyük minaresine yıldırım
düşmesi sonucu mescit yandı. Medine halkı bu
yangına karşı koyamadı ve Harem haznedar vekilinin
de içinde bulunduğu bir gurubun ölmeleri sonucu
halk mescitten kaçmaya mecbur kaldı. Allah'ın bir
lütfu olarak da Peygamberimizin (s.a.v.) Hücre-i
saadetleri yangından kurtuldu.
2- Eşref
Kaytabay, Mescid-i Nebevi'nin yangının bıraktığı
izlerden arındırılmasını emretti ve yüzden fazla
işçi ile birlikte gerekli alet ve techizatı
Medine'ye gönderdi. Böylelikle Mescid-i Nebevi'yi
büyük çapta onardı ve genişliğini bir parça daha
arttırdı.
3- Ayrıca Osman
b. Affan'ın Mihrabını genişletti.
4- Bu tarihten
sonra Sultan Abdülmecid'in H.1277 yılında yaptığı
genişletme çalışmalarına kadar Mescid-i Nebevi'de
gerçek anlamda bir genişletme çalışması olmadı. Bu
ara dönemde bütün yapılanlar fazla ehemmiyetli
olmayan küçük çaplı onarımlardı.
1- Peygamber
Mescidi bu aradaki dört yüz sene boyunca
onarılarak yenilenmediği için tavanın bazı
kısımları düşmeye yüz tutmuştu. Harem şeyhi Davut
Paşa Mescidin bu durumunu ve yeniden yapılmaya
olan ihtiyacını Sultan Abdülmecid'e haber verdi.
Sultan Abdülmecid de Mescid'in ihtiyaçlarını
tespit etmesi için uzman bir mühendisi Medine'ye
gönderdi. Bunun sonrasında inşaat için gereken
alet ve techizatı deniz yoluyla Yanbu limanına
gönderdi.
2- Mescidin
yapımına Medine'nin güney batı mevkiindeki
dağlardan taş kesilerek başlandı. Sultan
Abdülmecid Mescid-i Nebevi'yi inşa edip, tuğladan
yapılan kemerler ve ahşap direkler üzerine çok
sayıda çatı yaptı. Mescidin sütunları parçalar
halinde oyulmuş kara taştan yapıldı. Sütunlar
demir direklerle tutturularak demirin taş sütuna
bağlantısı için kurşun dökülmüş ve sonunda bu
sütunlar alçı ve kireçle kaplanmıştır.
3- Bu
genişletme çalışmasında Mescide yeni bir kapı
olarak Mecidiye kapısı eklenmiştir. Mescidin her
genişletilmesi sonrası bu çalışmayı yapan
idarecinin adını taşıyan yeni bir kapı
yapılagelmiştir. Bu aynı şekilde Allah Resulü
(s.a.v.) zamanında Mescitte var olan sütunlarla
onun hayatından sonraki yapılanlar arasında
bunlara verilen isimler yoluyla yapılan
ayırımlarda da görülür.
4- Sultan
Abdülmecid'in bu onarım ve inşaası kırmızı rengi,
estetiği, süsleri kubbeleri ve taş direkleri,
duvarlara ve kubbenin iç kısmındaki hatları ile
diğer onarımlara göre belirgin bir ayrıcalığı
sahiptir. Bu onarımın günümüze kadar ulaşmış
kısımları hala daha kendine özgü karakteriyle
farkedilebilir. Bu farklılıklardan biri de ön
duvardaki Hz. Peygamber'in (s.a.v.) isimleri ve
ayetlerdir. Mescidin hatlarının yazılması üç
senelik bir çalışmayla olmuştur.
5- Bu tamir ve
inşa yetmiş bin Mecidiye altınına malolmuş,
projede hattatlar, mühendisler ve yönetimde görev
alanların dışında üç yüz elli işçi çalışmıştır.
Hadimul
Haremeyn Kral Faht b. Abdulaziz göreve gelir
gelmez Mescid-i Haram ve Mescid-i Nebevi'ye büyük
önem vermiş ve Haremeyn tarihindeki en büyük
genişletme projesini başlatmıştır. Bu sayede
Mescid-i Haram normal günlerde yaklaşık 730 bin,
hac mevsiminde ise bir milyondan fazla kişinin,
Mescid-i Nebevi ise normal günlerde 650 bin, hac
mevsiminde ise bir milyondan fazla kişinin namaz
kılmasına uygun hale gelmesi hedeflenmiştir. Bu
projenin şu ana kadarki toplam maliyeti yirmi
dokuz milyar Suud riyalidir.
Mescid-i
Haram'ın bakım ve genişletilmesi projesi için
Hicri 1409 yılı Safer ayında temel atılmış
çalışmalara ise Hicri 08.06.1409 tarihinde
başlanmıştır. Mescid-i Haram'da yapılan
genişletmeler, Harem'in batı cihetinde Umre ve
Melik kapıları arasında kalan bölüme ilave edildi.
Yapılan genişletmeler 190 bin kişinin namaz
kılabileceği 76 bin m2'lik bir alanı
kapsamaktadır. Bu alanın 130 bin kişinin namaz
kılmasına elverişli 59 bin m2'lik bölümü Haremin
dış alanıdır.
Böylece
Harem'in içinde ve dışında genişletmeler
sonundaki toplam alanı, normal zamanlarda 730 bin,
hac mevsiminde ise bir milyondan fazla kişinin
namaz kılabilceği şekilde 361 bin m2'ye
ulaşmıştır.
Hicri 1405
yılının Safer ayında Mescid-i Nebevi'nin bakım ve
genişletilmesi projesi için temel atılmış, proje
çalışmaları Hicri 1406 yılının Safer ayında
başlamıştır. Genişletme çalışmaları sonunda Mescid-i
Nebevi'nin eski konumuna kuzey, doğu ve batı
cihetlerden 167 bin kişinin namaz kılmasına
elverişli 82 bin m2'lik alanın eklenmesi
hedeflenmiştir.
Şu ana kadar
90 bin kişinin namaz kılmasına elverişli olacak
şekilde 67 bin m2'lik bölümü Mescid'in iç kısmına
dahil edilerek kullanıma geçilmiş ve böylece
Mescid'in toplam alanı 257 bin kişinin namaz
kılmasına imkan verecek tarzda 165 500 m2
olmuştur.
Hadimu'l-
Haremeyn Mescid'in etrafındaki alanların da namaz
kılınabilir hale getirilmesini emretmiş ve
Mescid'in etrafındaki 235 bin m2'lik alandan 135
bin m2lik bölüm namaz kılmaya elverişli hale
getirilmiştir ki burada 250 bin kişi namaz
kılabilmektedir.
Bütün bu
genişlemelerle birlikte Mescid-i Nebevi'nin toplam
alanı normal zamanlarda 650 bin, hac zamanında ise
bir milyon kişinin namaz kılabileceği 400.500
m2'ye ulaşmıştır. Bu genişletme Mescid-i Nebevi
tarihindeki en büyük genişletmedir.
Mescid-i
Nebevi'nin genişlemelerden sonraki alanı, Hz.
Peygamber zamanındaki Medine'nin merkezinin
alanına eşittir. Hz. Peygamber zamanındaki
Medine'nin merkezinin alanına eşittir.
1- Ebu Bekir
Sıddık'ın koridoru. Bu Mescidin batı tarafındaydı
ve onun evine bakıyordu.
2- Ali b. Ebu
Talib'in koridoru. Bu Hz. Aişe ve Hz. Sevde'nin
(r.ah.) odalarını ve daha sonra da Ali b. Ebu
Talib ile Ümmü Seleme'nin odalarını ayırıyordu. |