|
Mekke, Arap
yarımadasının kuzeyinde bir vadi üzerinde kurulmuş
bir şehirdir.
Mekke,
Kızıldeniz sahillerine 72 kilometre uzakta,
denizden 262 metre yükseklikte etrafı küçük
dağlarla çevrili bir vadidir. Bu dağların
sayısının 12 bin olduğu söylenir. Tevrat’ın
Peygamberimiz Hz. Muhammed Aleyhisselam’a işaret
eden bölümünde “Faran Dağları” diye bu
dağlara işaret olduğu gibi on bin kişi ile
Mekke’yi fethedeceği de ifade edilmektedir:
“Hakk Teala, Tur-i Sina’da ikbal edip bize Sâir’de
tulu etti ve Faran Dağlarından zahir oldu.” (Tevret,
33. Bab, 2. Ayet)
Doğusunda Ebûkubeys, batısında
Kuaykıân, güneybatısında Sevr, kuzeydoğusunda Hirâ
ve Sebir dağları yer alır. Hac ibadetinin yerine
getirildiği mekânlardan Arafat, Müzdelife ve Mina,
Mekke’nin doğusundadır. Şehrin Kızıldeniz ile
bağlantısı, câhiliye döneminde Şuaybe Limanı,
İslâm’dan sonra da Cidde Limanı vasıtasıyla
sağlanmıştır. Mekke çevresi, çöl karakterli bir
araziye ve bu arazi üzerinde görülen dikenli bodur
ağaç ve çalılıklardan meydana gelen cılız ve
seyrek doğal bitki örtüsüne sahiptir. Kurak ve
sıcak bir iklime sahip olan Mekke, düzensiz
yağışlar ve konumu dolayısıyla tarih boyunca
birçok defa sel baskınlarına uğramıştır.
Yüce Allah,
Kur’ân-ı Kerim’de Mekke’ye “Ümmü’l-Kurâ” yani
“Bütün Şehirlerin Anası” ünvânını vermiştir.
Mekke’nin, bütün şehirlerin anası yani başkent
olması, onun dünya üzerinde kurulan ilk şehir
olmasından ve bir de ilk mâbedin burada yapılmış
olmasından ileri gelmektedir. Yüce Allah, bu şehre
böyle bir ünvân verirken sanki bütün dünya
şehirlerinin ondan doğduğuna ve onun dünyanın
merkezi olduğuna işaret etmektedir. Yüce Allah,
dünya üzerinde ilk mabedin orada yapıldığı
konusunda şöyle buyurur:
“Doğrusu
insanlar için (mâbed olarak) yapılan ilk ev,
Mekke’de olandır. Âlemlere uğur, bereket ve
hidayet kaynağı olarak kurulmuştur.” (Âl-i İmrân
3/96)
Mekke’yi diğer
şehirlerden ayıran özellik, Allah’ın evi olan
Kâbe’nin bu şehirde bulunmasıdır. Kâbe’nin
duvarında bulunan siyah taş “el-Hacerül-Esved” ve
hemen yakınında çıkan Zemzem suyu da bu şehri
diğer şehirlerden ayıran özelliklerdendir. Yüce
Allah’ın Kur’ân-ı Kerim’de, “Allah’ın koyduğu
nişanlar” olarak nitelendirdiği Safâ ve Merve
tepeleri de Mekke’dedir
Mekke’nin
meskûn mahal olarak ortaya çıkmasında en önemli
belirleyici unsur, merkezinde yer alan Kâbe’dir.
Bu bakımdan Mekke’de şehir hayatı Kâbe’nin
yapımıyla başlamıştır. Mekke’nin, Hz. İbrahim ve
ailesinin buraya gelmesinden önceki tarihi
hakkında fazla bilgi yoktur. Kâbe’yi ilk defa
yapan ve şehri kuran Hz. Âdem aleyhisselamdır. Nuh
tufanından sonra yıkılan veya semaya kaldırılan
Kâbe’nin yerinde bir tümsek vardı. Hz. İbrahim,
Kâbe’yi oğlu İsmail ile birlikte bu tümsek üzerine
yaptı. Zemzemin bulunması ve Kâbe’nin yapılması
buraya hayat kazandırdı. Çevreden insanlar buraya
akın ettiler. Hz. İbrahim’in duası bereketiyle
burası ibadet ve ticaret merkezi oldu. Hz.
İbrahim’in Kur’ân-ı Kerimde de zikri geçen duası
şudur:

“İbrahim
demişti ki: Rabbim, bu şehri güvenli bir şehir
yap, halkından Allah’a ve âhiret gününe inananları
çeşitli ürünlerle besle. Allah buyurdu ki: Kim
inkâr ederse onu az bir süre faydalandırır, sonra
onu cehennem azabına sürüklerim. Ne kötü varılacak
yerdir orası!” (el-Bakara 2/126)
Yüce Allah, Hz.
İbrahim’in duasını kabul etmiş ve Mekke’yi
güvenilir belde (harem) yapmıştır. Mekke bizzat
yüce Allah tarafından harem kılınmış ve bu durum
Hz. İbrahim tarafından ilân edilmiştir. Harem
kılınan bölge ile ilgili birtakım özel hükümler
konularak bu bölge “alem”lerle sınırlanmıştır.
Kâbe’yi kuşatan Mescid-i Harâm ile çeşitli
dönemlerde yenilenen alemler arasındaki uzaklık
6-18 km. arasında değişmektedir.
Kâbe
yapıldıktan ve Mekke “güvenilir belde”(harem) ilân
edildikten sonra Hz. İbrahim insanları hac ibadeti
için bu şehre davet etti. Hz. İbrahim ile başlayan
hac ibadeti bu güne kadar devam etti, kıyamete
kadar da devam edecektir. Şehre ilk zamanlar Yemen
taraflarından gelen Cürhümlüler, sonra yine Yemen
taraflarından gelen Huzâalılar, sonra da
Kureyşliler hâkim oldular. Huzâa kabilesinden Amr
b. Luhay, Mekke ve Kâbe idaresini eline alınca
tevhid geleneğini tamamen bozup şehirde puta
tapıcılığı yaygınlaştırdı. Hz. Peygamber, Mekke’yi
fethedip putları temizleyinceye kadar bu gelenek
devam etti.
Mekke dağlık ve küçük bir şehir.
Normal zamanlarda nüfusu 100 binden çok değil, 60–70 bin diyenler var. Fakat hac
dolayısıyla yaklaşık 2,5–3 milyon insan bir araya geliyor. Daracık bir mekân
üzerinde bunca insanı organize etmek sanıldığı kadar kolay değil. Bir
organizasyon ne kadar başarılı olursa olsun, yine de bazı sorunlar ortaya çıkar.
Rengârenk insanlar bir arada. Evrensel bir topluluk, yani ümmet. Endonezya’dan
Fas’a, Kırım’dan Yemen’e Türkiye’den Amerika’ya bütün Müslüman ülkelerden hacı
adayları akıyor. Böyle sınırlı bir mekânda en büyük sorun kolayca tahmin
edileceği gibi trafik akışıdır. Bazı büyük caddelerde bile arabalar durmuş,
yerinden kımıldayamıyor. Ancak bu yine de hayatın durduğu, ibadetin aksayacağı
anlamına gelmiyor.
Çoğu bina değişik ülkelerden gelen hacı adayları tarafından tutulmuş
durumda. Vadinin düzlüğü bitmiş, tırmanışa geçmiştik. Bir müddet sonra
arabaların giremediği ve girse de zaten çıkamayacağı daracık, oldukça dik, bir
kısmı betonla basamaklanmış, bir kısmı ise volkanik kayaların oluşturduğu bu
sokakları sabırla tırmanıyoruz. Attığımız her adım kıvrıldığımız her köşede
söylenmesi ne derece uygun apayrı, iç sızlatan sefaletlerle karşılaştık.
Mekke’de hemen dikkatinizi çeken hususlardan birisi de ezan okunur okunmaz cadde
kenarlarının bir mescit haline gelmesi. Hepsinin yanında mutlaka seccade bulunan
Mekke sakinleri ezanla birlikte hemen seccadesini yol kenarında oluşan cemaatin
yanına sererek saflara katılıyor. Türklerde oldukça yaygın olan, “Namazı biraz
sonra kılarım”, anlayışının esamesi bile burada okunmuyor.
Trafik mi hiç sormayın
Bu güzelim yerde, trafik içler acısı. Bütün arabalar ithal ve havalı korna
takılmış. Sekiz silindirden aşağı olmayan dev motorlarıyla adeta petrol
hortumlayan bu arabaların yüzde doksanı vuruk, çarpık ve eski. Yollarda şerit
namına bir şey bulmak mümkün değil. Gerçi yollar gidiş ve geliş olmak üzere
otoban şeklinde düzenlenmiş. Ancak kırmızı ışık da olmazsa kimsenin duracağı
yok. Her türlü dönüş serbest. Hacıları en fazla rahatsız eden yayalara herhangi
bir geçiş hakkı tanınmıyor olması. Mekke’de ticari taksi işlevi gören arabaların
büyük çoğunluğunu ABD ve Japonya’nın bugün artık tedavülden kaldırdığı külüstür
arabalar oluşturuyor. Darbeli oluşları, aşırı benzin yakmaları ve yüksek oranda
kirli gaz yaymaları ile dikkat çeken arabaların şoförleri de ayrı bir alem. Her
ne hikmetse sinyal vermeme gibi bir alışkanlıkları olan bu şoförler, arabayı
âdeta deve kullanır gibi kullanıyorlar. Birbirlerinin boşluklarına sinyal
vermeden riskli dalışlar yapan şoförler bu sebeple sık sık kazaya sebep
oluyorlar. Bu araçlarla hac öncesi 4 riyale gittiğimiz bir yere hac sezonunda
20–30 riyale gitmek işten bile değil. Hac sezonu haricinde fazla müşteri
bulamayan bu araçlara binmeden önce mutlaka pazarlık etmeniz gerekiyor. Bu
durumun Mekke’de hacıların yoğun yaşadıkları bölgelere mahsus olduğunu,
Mekke’nin Aziziye gibi daha lüks semtlerinde, Medine ve Cidde gibi şehirlerde
görülmediğini de ifade edelim.
Burada dikkat çeken bir noktada, ufak tefek kazalara aldırmıyorlar. Vurup
geçiyor adam, dönüp bakmıyor bile... Hatta bir seferinde bizi Cidde'ye götüren
otobüs önündeki kamyonetin arka lambalarını çarparak kırdığını gördüm. Eyvah
dedim, şimdi bekleriz... Ama İstanbul'daki gibi bir manzarayla karşılaşmadım.
Kamyonetin sahibi aracından indi. "Niye dikkat etmiyorsun" , dedi. O da sağa
bakıyordum. Dedi. Bu kadar... Herkes yoluna devam etti. Bende şaşırdım,
kaldım...
Kâbe Hilton’un gölgesinde
Kenar mahallelerden gezintimiz Kâbe’ye yönelmemizle noktalanmıştı. Mekke’nin her
tarafından görünen Hilton, Sheraton ve Mekke Oteli Kâbe’nin de her tarafını kuş
bakışı görüyor. Kâbe’nin hemen yanı başında kurularak Kâbe’yi adeta görünmez
yapan bu yapılar hangi mantıkla bu kadar yakına yapılmış anlamak mümkün değil.
Birkaç kilometre uzağına yapılsaydı kim zarar görürdü. Hemen yanı başında yapımı
devam eden dev inşaat ise Türk kalesinin yerine yapılan meşhur otel...
Kâbe’yi çevreleyen bu otellerin ciddi engel olacağı apaçık meydanda iken, hala
aynı yakınlığa başka otellere inşaat izninin verilmesi anlaşılacak gibi değil.
Buraya gelmeden önce Mekke’yi, nereden bakarsak bakalım Kâbe’nin minarelerinin
görülebileceği bir şehir olarak biliyordum. Ancak ne yazık ki tam önüne
gitmeyinceye kadar Mescid–i Haramı görmek oldukça zor. O ihtişamı oteller
zinciri ile kapatılmış durumda maalesef.
Hızla devam eden inşaatlar Mekke’yi bir beton
yığını haline getiriyor. Bu ise kutsal mekânların gölgede kalmasına, beton
canavarlar tarafından adeta yutulmasına sebep oluyor. Beytullah ve Mescid–i
Nebevi başta olmak üzere manevi dünyamızın da şaheserleri olan bu eşsiz
eserlerin ciddi ve profesyonel olarak korunması gerekiyor
ŞEHİRLERİN ANASI MEKKE ve
KUTSAL MEKAN KABE VİDEOLARI İÇİN TIKLAYINIZ |