|
HACER-ÜL ESVED
" Hacer'ul Esved,
yeryüzünde Allah'ın yeminidir, sağ elidir."
Hacer'ul Esved, Kâbe'nin doğu tarafındaki,
duvarın 1,5 metre yüksekliğinde yerleştirilmiş, uzunluk çapı 30 cm. olan siyah
renkli bir taştır. Bu taş tavaf başlangıcı belli olsun diye konmuştur.
Bilindiği üzere tavaf, Hacer–ül Esved (Siyah
Taş)’ın bulunduğu köşeden başlanarak Yedi Şavt (tur)’dan sonra yine aynı noktada
bitiriliyor. Her turda bu Siyah Taş’ın selamlanması esastır. Şayet ortam müsait
ise öpülmesi sünnettir.
Hacerü’l-Esved, etrafını çevreleyen gümüş
kasnak içinde muhafazaya alınmasına rağmen, asırlardır öpüle öpüle aşınmış, son
yıllarda iyice çukurlaşmıştır. Kıskanç ve bencil âşıklarının dalgalar halinde
hamleleri, yakınına birçok insanın sokulmasına imkân vermemektedir.
Ancak durum hiç de öyle olmamaktadır.
Hacılarımız Hâcer–ül Esved’e ulaşıp öpmek için adeta her şeyi mubah
görmektedirler.
Âşıklarının sayısı bilinmeyen Hacer-ul
evsedin yapımı
Kâbe'nin yapımında Hz. İsmail taş taşıyor,
Hz. İbrahim'de duvar örüyordu. Temel yükselmişti Hz. İbrahim oğluna:
" -Ey İsmail bir taş getir, o taşı şuraya koyalım, insanlar tavafa bunun
karşısından başlasınlar" dedi.
Hz. İsmail bir taş bulup getirdi fakat İbrahim (a.s.) getirilen taşı uygun
bulmadı. Hz. İsmail tekrar taş aramaya gitti. Cebrail Aleyhisselam Hacer'ul
Esved'i getirdi, bugünkü yerine bizzat kendisi koydu. Hz. İsmail dönüşünde
Hacer'ul Esved'i görünce;
" -Babacığım bu taşı kim getirdi" diye sordu.
Hz. İbrahim (a.s.)'de:
" -Cebrail getirdi, onu yerine yerleştirdi." dedi
Hacer'ul Esved Kâbe'yi Muazzama'da tavafın başlangıcı oldu.
Hacer'ul Esved Kâbe’nin en önemli
bölümlerindendir. Bu mübarek taş bilinen taşlardan değildir. Bazı rivayetlere
göre bu taş Cennet'ten getirilmiştir. Bu taşın asıl ismi: "Hacer-i Es ad"dır.
(Yani beyaz ve parlak taştır) Ancak zamanla bu taşın rengi değişmiş simsiyah
olmuştur. Gerek müşriklerin, gerekse günahkar insanların bu taşı öpmeleri ve el
sürmeleri siyahlaşmasına sebep gösterilmektedir. Allah Rasulü (s.a.v): "Hacer'ul
Esved Cennet taşlarındandır. Yeryüzünde ondan başka Cennet taşı yoktur. Billur
gibi bembeyazdı. Cahiliye döneminin pisliği O'na dokunmamış olsaydı O'na dokunan
hasta mutlaka iyileşirdi." buyurmuştur. İbn-i Abbas'tan rivayet edilir ki;"Hacer'ul
Esved siyaha çevrilmiştir; sebebi ise dünya ehli (inanmayanlar) cennet zinetine
bakmasınlar (dünyada iken görmesinler) diye." Eğer bu rivayet sahih ise gerçek
cevap budur.
İslâmiyet'ten öncede bu taşın kıymeti biliniyordu. Mekke'de yaşayan Arap
kabilelerinin her biri, ona ihtimam göstermeyi kendileri için şeref
sayıyorlardı.
Peygamberimiz (s.a.v) otuzbeş yaşlarında idi. Henüz peygamber olmamıştı. Bir
Kadın, Kâbe Hareminde buhurdanlıkta Öd ağacı yaktığı sırada, buhurdanlıktan
sıçrayan bir kıvılcımdan Kâbe’nin kat kat olan örtüsü tutuşup tamamı ile yanmış,
bu yüzden duvarlar da her taraftan gevşeyip çatlamış bulunuyordu. Zaman, zaman
sahilden gelen sel baskınları ile de Kâbe’nin tabanı ve duvarları da iyice
yıkılacak duruma gelmişti.
Bunun için Kureyşliler Kâbe’nin duvarlarını
onarıp sağlamlaştırmak ve üzerine de, tavan çatmak istiyorlar, fakat, yıkmağa
kalkarlarsa azaba uğrayabileceklerinden korkuyorlar, aralarında meşvere
ediyorlardı.
Bu sırada inşaat malzemesi yüklü bir gemi
Cidde sahillerinde parçalandı, bunu fırsat bilen Kureyşliler aralarında
yardımlaşarak bu batan gemiden Kâbe inşası için gerekli malzemeleri almış
oldular. Ve Kâbe’nin inşaatına başladılar.
Hacerül Esved taşı yerine konulacağı zaman
kabileler ,birbirleriyle anlaşamadılar. Hatta işi o kadar ilerlettiler ki
aralarında kavga yapmaya çok az bir zaman kaldı. Kureyşiler, Bu iş üzerinde,
dört veya beş gece durdular. Sonra Kureyşin yaşlılarından Ebu Ümeyye b. Mugire
bir teklifte bulundu;
Teklifine göre, mescidin kapısından giren ilk
kişi bu taşı koymak için hakem olacaktı. Bütün kavmin uluları bu teklifi kabul
ettiler.
Tam bu sırada peygamberimiz içeri girdi,
bütün Kureyşliler el çırparak El-Emin`in hakemliğine razıyız dediler.
Allah Rasulü'de cübbesini çıkardı, yere
serdi, Hacer'ul Esved'i cübbenin üzerine koydu. Hz. Peygamberimiz de hakemlik
yaparken bütün kabilelerden birer kişi alarak onu konulacak yere getirttikten
sonra mübarek elleriyle taşı kaldırdı ve yerine koydu. Böylece çok ciddi bir
ihtilaf önlendi.
Tarihçiler bu olaya "Kâbe hakemliği"
derler.
Hacer'ul Esved bir nevi Allah'ın sağ eli
mesabesindedir. Çünkü Sevgili Peygamberimiz Ebu Davud'un rivayet ettiği bir
hadiste:
"Hacer'ul Esved Allah'ın sağ elidir. O'nunla, misafir kullarıyla musafaha yapar,
tokalaşır." (4) buyurmuştur.
Kâbe Allah'ın evi olduğuna göre buraya gelenlerde Allah'ın misafirleridir. Dünya
adetine göre, ev sahibi misafirle tokalaşır. İşte Hacer'ul Esved, hac ve umre
için Kâbe'ye gelen tavafa başlamadan önce "Bismillahi Allahü Ekber" diyerek
Hacer'ul Esved'i selamlayan şahıslarla Allah adına temsili olarak musafaha eder.
Tavafa Nasıl Başlanır?
Hacer'ul Esved övülerek veya istilam edilerek
tavafa başlanır. Yedi şavttan ibaret olan tavafın her dönüşünde; "Bismillahi
Allahü Ekber" diyerek Hacer'ul Esved istilam edilir (selamlanır).
Allah resulu Hacerü'l-Esved'i İstilam
ettikten sonra şöyle bir dua edildiği yazılıdır:
"Allahü Ekber, Allahü Ekber. Ey Allahım,
sana iman ettim. Kitabını tasdik ettim. Ahdine vefa gösterdim. Resulüne ve O'nun
sünnetine tabi oldum. Şahadet ederim ki; Allah'dan başka ilah yoktur. O birdir.
O'nun şeriki yoktur. Şahadet ederim ki, Muhammed (sav O'nun kuludur ve
Resulüdür. Allaha iman ederim. Cibt ve Tağut (gibi putları da) inkar ederim.
Muhit'tde de böyledir."
Yalnız şunu belirtmekte fayda vardır.
Günümüzde Hacer'ul Esved'i öpmek veya el sürmek herkese nasip olmayabilir. Çünkü
burada çok büyük bir izdiham vardır. Zaman zaman ezilen, yaralanan hatta
hayatını kaybedenler bile oluyor. Dolayısıyla her gün yüzlerce insan bu
izdihamda yaralanmakta, incinmekte, boğulma ve ezilme tehlikesi geçirmekte;
kısacası rahatsız olmaktadır. Bu izdihamın niceliğinin boyutunu yakından
görmekle, neticelerini ise hastaneleri ziyaret etmekle çok daha iyi anlamak
mümkündür. Kaldı ki Hacer'ul Esved'i öpmek ne farz ne de vaciptir. Onu öpmek
sadece sünnettir. Hâlbuki insanlara eziyet vermek haramdır. Haramı işlemektense
sünneti terketmek daha evlâdır.
Allah Resulü’nün bununla ilgili Hz. Ömer'e tavsiyesi "Ey Ömer sen güçlü ve
kuvvetli bir insansın. Hacer'ul Esved'i ziyaret edeyim derken sakın zayıf ve
güçsüzlere eziyet etme. Ancak tenha ve boşluk bulduğun zamanlarda ziyaret et"
buyurmuştur. (5)
Allah Rasulü bu mübarek taşı bazen öpmüş, bazende istilam etmekle yetinmiştir.
Hz. Ömer kendi hilafeti döneminde bir gün Kâbe'yi tavaf ederken Hacer'ul Esved'i
öptükten sonra O'na dikkatle bakarak:
"Senin taş olduğunu, senden fayda ve zarar gelmeyeceğini biliyorum. Allah'a
yemin ederim ki Hz. Muhammed (s.a.v)'in seni öptüğünü ve sana saygı gösterdiğini
görmeseydim, sana saygı gösterip seni öpmezdim" demişti. Hz. Ömer'in bu
sözlerini Hz. Ali duymuş, Hz. Ömer'le karşılaşınca;
"Ey Halife bu taş bildiğiniz taşlardan değildir. Zira ben Rasulüllah (s.a.v)'den
duydum: Bu taşta "Kâlû belâ" sırrı gizlidir. Zira Allah kullarından "Ahdi Misaki"
aldığında, onu melekler tarafından bir varakaya yazdırarak bu taşın içine
gizlemiştir. Bu taş kıyamet günü ziyaretçilerinin lehine veya aleyhine şehadet
yapacaktır." (6) demiştir.
Peki, bu taşa el sürmenin anlamı nedir? Bu
soruyu sizlerde aynen çevrenizdeki Hacı efendilere sorabilirsiniz. Sorun
bakalım ne cevap alacaksınız?
Bu taşa el sürmek demek; "Ey Rabbim ben
Galu-Bela'da size verdiğim söz üzerindeyim. Ahdime bağlıyım. Sözümde durduğumu
işte isbat ediyorum. Seninle olan ahdimi tazeledim Ya Rabb! Her şeyi
reddettim ancak sana iman ettim. Senin dinin üzereyim. Bu inancımda
sadıkım. Ben ancak sana kulluk ederim. Senden başkasına kulluk etmem Ya
Rabbi!"
Bu olaya Kur'an Lisanıyla "Ahd-i misak" olayı
denilir. Bu olay resul-i Ekrem (sav) Efendimizin bir Hadis-i Şerifiyle de izah
edilmiştir. "Hacer-i Esved yeryüzünde Allah'ın yeminidir, sağ elidir." (Hakim.
İhya-u'Ulumiddin. İ.Gazali, C/l, sh:261)
|