|
HAREMEYN'İN ARKA SOKAKLARI
Mekke’nin arka sokakları
Mekke dağlık ve küçük bir şehir.
Normal zamanlarda nüfusu 100 binden çok değil, 60–70 bin diyenler var. Fakat hac
dolayısıyla yaklaşık 2,5–3 milyon insan bir araya geliyor. Daracık bir mekân
üzerinde bunca insanı organize etmek sanıldığı kadar kolay değil. Bir
organizasyon ne kadar başarılı olursa olsun, yine de bazı sorunlar ortaya çıkar.
Rengârenk insanlar bir arada. Evrensel bir topluluk, yani ümmet. Endonezya’dan
Fas’a, Kırım’dan Yemen’e Türkiye’den Amerika’ya bütün Müslüman ülkelerden hacı
adayları akıyor. Böyle sınırlı bir mekânda en büyük sorun kolayca tahmin
edileceği gibi trafik akışıdır. Bazı büyük caddelerde bile arabalar durmuş,
yerinden kımıldayamıyor. Ancak bu yine de hayatın durduğu, ibadetin aksayacağı
anlamına gelmiyor.
Kaldığımız yerden Kâbe’ye doğru
bir müddet insan seliyle yol aldıktan sonra sola dönerek ara sokaklara
sapıyoruz. Çoğu bina değişik ülkelerden gelen hacı adayları tarafından tutulmuş
durumda. Vadinin düzlüğü bitmiş, tırmanışa geçmiştik. Bir müddet sonra
arabaların giremediği ve girse de zaten çıkamayacağı daracık, oldukça dik, bir
kısmı betonla basamaklanmış, bir kısmı ise volkanik kayaların oluşturduğu bu
sokakları sabırla tırmanıyoruz. Attığımız her adım kıvrıldığımız her köşede
söylenmesi ne derece uygun apayrı, iç sızlatan sefaletlerle karşılaştık.
Mekke’de hemen dikkatinizi çeken hususlardan birisi de ezan okunur okunmaz cadde
kenarlarının bir mescit haline gelmesi. Hepsinin yanında mutlaka seccade bulunan
Mekke sakinleri ezanla birlikte hemen seccadesini yol kenarında oluşan cemaatin
yanına sererek saflara katılıyor. Türklerde oldukça yaygın olan, “Namazı biraz
sonra kılarım”, anlayışının esamesi bile burada okunmuyor.
Trafik mi hiç sormayın
Bu güzelim yerde, trafik içler acısı. Bütün arabalar ithal ve havalı korna
takılmış. Sekiz silindirden aşağı olmayan dev motorlarıyla adeta petrol
hortumlayan bu arabaların yüzde doksanı vuruk, çarpık ve eski. Yollarda şerit
namına bir şey bulmak mümkün değil. Gerçi yollar gidiş ve geliş olmak üzere
otoban şeklinde düzenlenmiş. Ancak kırmızı ışık da olmazsa kimsenin duracağı
yok. Her türlü dönüş serbest. Hacıları en fazla rahatsız eden yayalara herhangi
bir geçiş hakkı tanınmıyor olması. Mekke’de ticari taksi işlevi gören arabaların
büyük çoğunluğunu ABD ve Japonya’nın bugün artık tedavülden kaldırdığı külüstür
arabalar oluşturuyor. Darbeli oluşları, aşırı benzin yakmaları ve yüksek oranda
kirli gaz yaymaları ile dikkat çeken arabaların şoförleri de ayrı bir alem. Her
ne hikmetse sinyal vermeme gibi bir alışkanlıkları olan bu şoförler, arabayı
âdeta deve kullanır gibi kullanıyorlar. Birbirlerinin boşluklarına sinyal
vermeden riskli dalışlar yapan şoförler bu sebeple sık sık kazaya sebep
oluyorlar. Bu araçlarla hac öncesi 4 riyale gittiğimiz bir yere hac sezonunda
20–30 riyale gitmek işten bile değil. Hac sezonu haricinde fazla müşteri
bulamayan bu araçlara binmeden önce mutlaka pazarlık etmeniz gerekiyor. Bu
durumun Mekke’de hacıların yoğun yaşadıkları bölgelere mahsus olduğunu,
Mekke’nin Aziziye gibi daha lüks semtlerinde, Medine ve Cidde gibi şehirlerde
görülmediğini de ifade edelim.
Burada dikkat çeken bir noktada, ufak tefek kazalara aldırmıyorlar. Vurup
geçiyor adam, dönüp bakmıyor bile... Hatta bir seferinde bizi Cidde'ye götüren
otobüs önündeki kamyonetin arka lambalarını çarparak kırdığını gördüm. Eyvah
dedim, şimdi bekleriz... Ama İstanbul'daki gibi bir manzarayla karşılaşmadım.
Kamyonetin sahibi aracından indi. "Niye dikkat etmiyorsun" , dedi. O da sağa
bakıyordum. Dedi. Bu kadar... Herkes yoluna devam etti. Bende şaşırdım,
kaldım...
Kâbe Hilton’un gölgesinde
Kenar mahallelerden gezintimiz Kâbe’ye yönelmemizle noktalanmıştı. Mekke’nin her
tarafından görünen Hilton, Sheraton ve Mekke Oteli Kâbe’nin de her tarafını kuş
bakışı görüyor. Kâbe’nin hemen yanı başında kurularak Kâbe’yi adeta görünmez
yapan bu yapılar hangi mantıkla bu kadar yakına yapılmış anlamak mümkün değil.
Birkaç kilometre uzağına yapılsaydı kim zarar görürdü. Hemen yanı başında yapımı
devam eden dev inşaat ise Türk kalesinin yerine yapılan meşhur otel...
Kâbe’yi çevreleyen bu otellerin ciddi engel olacağı apaçık meydanda iken, hala
aynı yakınlığa başka otellere inşaat izninin verilmesi anlaşılacak gibi değil.
Buraya gelmeden önce Mekke’yi, nereden bakarsak bakalım Kâbe’nin minarelerinin
görülebileceği bir şehir olarak biliyordum. Ancak ne yazık ki tam önüne
gitmeyinceye kadar Mescid–i Haramı görmek oldukça zor. O ihtişamı oteller
zinciri ile kapatılmış durumda maalesef.
Hızla devam eden inşaatlar Mekke’yi bir beton
yığını haline getiriyor. Bu ise kutsal mekânların gölgede kalmasına, beton
canavarlar tarafından adeta yutulmasına sebep oluyor. Beytullah ve Mescid–i
Nebevi başta olmak üzere manevi dünyamızın da şaheserleri olan bu eşsiz
eserlerin ciddi ve profesyonel olarak korunması gerekiyor |